Balıkların son 450 milyon yıldır denizlerde yüzdükleri bilinmektedir.45 En küçük balıktan en büyük balinaya kadar tüm deniz canlıları, üstün bir manevra kabiliyeti ile su içinde rahatça hareket eder ve vücut ağırlıklarını ustaca kullanarak en üst verimle yüzerler. Bunun nedeni her balık türünün suda yaşamaya uygun ve kendilerine has yüzme sistemleriyle yaratılmış olmasıdır. Bütün balık türlerinde yüzgeçlerin yeri, sayısı, şekli gibi her türlü detay özel olarak belirlenmiştir. Kuyruk şekilleri, solungaç büyüklükleri, derilerindeki girinti-çıkıntılar ve türlerine özel yapıları, ihtiyaçlarını en kusursuz biçimde sağlayacak niteliklerdedir.

Balıkların basınç, soğuk, karanlık gibi zor koşullarda yaşayabilecekleri; beslenme, solunum, korunma gibi ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecekleri sistemler, bulundukları ortamın tüm şartlarına en uygun yapılardadır. Küçük bir detay gibi görünen farkların dahi yaratılışında bir hikmet vardır ve tüm bunlar bu canlıların yaşamları açısından önem taşır. Örneğin denizin üst kısımlarında yüzen balıkların genellikle, yukarı doğru kepçe biçiminde ağız yapıları vardır; böylece yüzen böcekleri ve diğer ufak cisimleri rahatça yakalarlar. Suyun orta tabakasında yüzen balıkların ağız yapısı, hemen tepede, burunlarına yakın bir yerdedir; böylece yemlerini daha düşerken yakalayabilirler. Orta tabakadaki balıkların bir kısmı da, yosunluklarda otlayacak biçimde, aşağıya eğimli yapıdadır. Deniz katmanlarının alt tabakasında yaşayan balıklarda ise, yassı vücutlarının altında, zemindeki yiyeceklerle beslenebilecekleri şekildedir. Çünkü bu canlılar, Yüce Rabbimiz’in muhteşem eserleridir ve yaratılışlarına uygun olarak mükemmellik sergilerler. Yüce Allah, bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)

Balıkların ağızlarındaki dişler de belli bir amaca yönelik, çeşitli şekillerde yaratılmışlardır. Örneğin köpek balığı gibi etçil hayvanlar, avlarını bütün olarak ya da büyük parçalar halinde yutarken, kavramak için keskin dişlerini kullanırlar. Diğer taraftan vatoz gibi dip balıkları yedikleri kabuklu hayvanları kırabilmek için, geniş düz dişlerle donatılmışlardır. Otçul balıkların ise genellikle dişleri yoktur; ama boğazlarında dişlere benzeyen öğütücü organları vardır. Eğer bu balıklar ağızlarının ön kısmında besinlerini çiğnemeye çalışsalardı, boğularak ölürlerdi. Çünkü çiğnedikleri besin, oksijen elde etmeleri için bir zorunluluk olan solungaçlardan geçen su ile karışırdı.46 Bir dişin konumunun dahi böylesine önem taşıması, balıkların anatomilerinde tesadüflerin yeri olamayacağının açık bir göstergesidir. Prof. Cemal Yıldırım evrimci görüşlere sahip olmasına rağmen, canlılardaki bu özel yapılar karşısında şunları dile getirmektedir:

Canlılarda üstelik belli bir amaca yönelik görünen bu düzeni, şans ya da rastlantı ürünü saymak inandırıcı olmaktan uzaktır.47

Diğer taraftan ilerleyen bölümlerde örneklerini göreceğiniz gibi canlıların yapılarındaki sistemler, bilim adamlarını hayranlık içinde bırakacak, teknoloji harikası niteliklere sahiptir. Işık saçan alglerin aydınlatma sağlamak için vücutlarında çeşitli kimyasalları bir araya getirmeleri; kutup balıklarının donma noktasına geldikten sonra yeniden hayata dönmeleri ve organlarının buzdan hasara uğramaması; mürekkep balıklarının ortamla tam uyumlu olacak şekilde, derilerinin renklerini, desenlerini anında değiştirebilmeleri; deniz kaplumbağalarının haritaları olmadan uzun mesafeli yolculuklar yapabilmeleri; balina ve penguenlerin oksijen tüpü kullanmadan derinlere dalabilmeleri gibi daha pek çok konuda canlılar hayranlık uyandırıcı özellikler barındırmaktadırlar. Şu an yaşayan ve yüzlerce yıl önce yaşamış olan tüm canlı türleri, Allah’ın üstün ilmini ve yarattığı çeşitliliği, büyük bir ihtişamla sergilerler. Bu ihtişamlı yaratılışı görmezden gelenler ise, Rabbimiz’in gücünü takdir edemeyenlerdir. Allah bu kimseleri Kuran’da haber vermiştir:

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Azizdir. (Hac Suresi, 74)

Balıkların Anatomisindeki Düzen, Yaratılış’ın Delillerindendir

Su, havadan 800 kez daha yoğun bir ortamdır.48 Bu yüzden suda hareket etmek de son derece zordur ve yüksek enerji harcamayı gerektirir. Buna karşın balıklar suyun içinde son derece kıvrak ve hızlı hareket ederler. Üstelik suyun yoğunluğu yüzdürme kuvveti sağlayarak, denizde yaşayan canlılara bir avantaj sağlar. Böylece yerçekimiyle çok küçük çapta mücadele etmeleri gerekir ve balığın tüm kas gücü, ileriye doğru hareket etmek için kullanılır. Ayrıca balığın yüzebilmesi için fazla bir hareket yapmasına gerek yoktur; bunun için kuyruğunu sağa ve sola hareket ettirmesi yeterlidir. Ancak basit bir kuyruk hareketi gibi gözüken yüzmenin ardında, adeta mühendislik hesapları ve fizik kanunlarıyla ayarlanmış özel yapılar mevcuttur. Bu yapılardan bir kısmı şöyledir:

nehir manzarası

Balık Grubları

Çenesiz Balıklar

Kıkırdaklı Balıklar

Kemikli Balıklar

Omurga ve Kas Yapıları:

Balıklar, sabit halde yüzerken aniden yüksek hızlara ulaşabilmek için çok fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Ani hızlanabilmek onlar için çok önemlidir; çünkü avcı hayvanlardan kaçabilmek için buna ihtiyaçları vardır. Bazı küçük balıklar, durma konumundayken, saniyenin 20’de biri kadar kısa bir sürede maksimum hızlarına çıkabilirler. Bu sırada ürettikleri itme kuvveti kendi ağırlıklarının 4 katı kadardır. Son model arabaların dahi 0 km’den 100 km hıza 4-6 saniye arasında çıkabildikleri dikkate alınırsa, balıkların ne denli verimli yüzdükleri daha iyi anlaşılır.

SUDA YAŞAMAYA UYGUN YAPILARI

Balıklar, karadan tamamen farklı olan deniz ortamına uyumlu şekilde yaşamak üzere yaratılmışlardır. Yüzgeçler, balığın yerden kalkması ve ileriye doğru hamle yapabilmesi için müthiş bir hareket kontrol sistemi oluşturur. Yüzme kesesi canlının yüzebilmesini sağlar. Solungaç ve solungaç kemerlerinden oluşan kompleks solunum sistemi balığın sudaki mevcut oksijeni almasını sağlar. Aşırı derecede hassas yan çizgiler ise, balığın av ve avcıları tespit edebilmesi için gereklidir. Balıklardaki bu muhteşem yapılar, birbirinden eşsiz güzellikler yaratmaya kadir olan Cenab-ı Allah’ın hayranlık uyandıran sanatıdır.

Ayrıca balıklar suyun içinde çoğu zaman akıntıya karşı hareket etmek zorunda kalırlar. Suyun mevcut direncine, bir de güçlü akıntıların oluşturduğu kuvvet eklendiği halde, balıklar bu zorluğun da üstesinden gelerek yüzmeye devam ederler. Balıkta böyle bir gücün ortaya çıkmasını sağlayan, omurgasının ve kaslarının özel yapılarıdır. Omurga balığın vücudunun dik durmasını, ayrıca yüzgeçlerin ve kasların kendisine bağlanmasını sağlayacak bir yapıya sahiptir. Eğer böyle olmasaydı balıkların suda hareket etmeleri imkansız hale gelirdi.

Balıklar Nasıl Yüzer?

Balıklar üstteki örnekte de görüldüğü gibi genellikle S şeklini alarak yüzerler. Balığın omurgasının iki yanı boyunca sıralanan kaslar birbiri ardınca hareket eder ve bir dalga hareketi meydana getirirler. Hareket kafanın yana doğru hafif titretilmesi ile başlar ve kuyruğun geniş dönme hareketi ile son bulur. Bu, balıklar için en verimli ve en zahmetsiz yüzme şeklidir. Bu özel yüzme vesilesi ile balıklar istedikleri zaman hızlanabilir, yavaşlayabilir, istedikleri doğrultuda rahatça yüzebilirler.

Balıkların Algı Sistemi

Balıkların sinir sistemi, dış dünya ile bağlantıyı yan kısımlarda bulunan ve küçük deliklerden oluşan ince şerit ile sağlar. Bu kusursuz algı sistemi, canlının varlığını sürdürebilmesi için gerekliir ve canlıyı yoktan yaratan Allah’ın eseridir.

1- Balıklarda 6. duyu gibi hareket eden yanal çizgiler

Yüzen bir balık, vücut çatısı için iskelete, kuvvet için kaslara, itme kuvveti ve yön verme için yüzgeçlere ihtiyaç duyar. Balığın iskeletinde nispeten daha durağan olan kafatası, vücudun bir destek noktası olarak görev görür. Omurga balığın hareketi için çalışan bir kaldıraç olarak işlev görürken, kaslar yüzmek için güç sağlar. Balığın %80’ini oluşturan kaslar, balığın her yöne hareket edebilmesi için çeşitli şekillerde düzenlenmiştir. Böylece kas gücü baş kısmından kuyruğa kadar bir dalga şeklinde iletilir ve vücudun tam bir koordinasyon içinde çalışması sağlanır.

Hava Keseleri:

Balığın yalnızca omurgasının özel bir yapıya sahip olması, yüzebilmesi için yeterli değildir. Çünkü balığın su içindeki tek hareketi ileri geri değildir; eğer bir balık su içinde aşağı yukarı da hareket edemezse yaşayamaz. Balık suyla aynı yoğunluğa sahipse aynı derinlikte tutunmayı başarabilir ancak yoğunluğu daha az ise, yüzeye doğru yükselir; daha çok ise derine doğru çekilir. Pek çok balığın vücudunda bu etkiyi kontrollü olarak sağlayacak hava keseleri vardır. Balıklar vücutlarındaki bu keseleri hava ile doldurarak kısa sürede derinlere inebilir veya havayı boşaltarak su yüzeyine doğru çıkışa geçebilirler. Balık derinlere indiğinde, suyun balık üzerindeki fiziksel etkileri de değişir ve hava keselerinin ikinci bir hayati önemi daha ortaya çıkar. Değişen şartlara hava kesesindeki gazın azaltılıp, çoğaltılmasıyla uyum sağlanır. Bu kese sayesinde balık her seviyede kendini dengeleme olanağı elde eder.

1- Bir balığın sudaki yoğunluğa göre suyun yüzeyinde veya derinlerinde kalabilmesini sağlayan kontrol sistemi hava keseleriyle düzenlenir. Balıklar bu keseleri hava ile doldurarak derinlere inebilir, keseledeki havayı boşaltarak da yüzeye çıkabilir. Bu hareket önemlidir; çünkü balığın hayatta kalabilmesi için ileri-geri hareket şeklinin dışında yukarı-aşağı da hareket edebilmesi şarttır.

Balıklar Nasıl Nefes Alır?

Balıkların sudaki oksijeni alabilmek için özel solungaçları vardır. Farklı balıklarda farklı solungaçlar bulunsa da, solungaçların görevi hep aynıdır. Solungaçların içinde bir perde gibi uzanan solungaç kemerleri bulunur. Bu kemerler kılcal damarlarla donatılmıştır. Balığın aldığı su, temizlendikten sonra solungaç kemerlerine gelir, erimiş oksijen buradan damarlara geçer. Aynı anda karbondioksit dışarı atılacak olan suya verilir. Suda yaşayan her canlının aldığı her nefes, tüm diğer canlılarda olduğu gibi, onları yoktan var eden Yüce Allah’ın koruması altındadır.

2- Su ve karbondioksit çıkışı
3- Ağız
4- Su ve oksijen girişi
5- Solungaç

Bazı balıklarda yüzme kesesinin başka görevleri de vardır. Bu kese, balığın çıkardığı sesi çoğaltabilir, kulağın duyma yeteneğini geliştirebilir. Kulağa bağlanan yüzme kesesi, doktorların kullandıkları stetoskop gibi, mekanik ses yükseltici benzeri bir işlev görür.

Yüzgeçler:

Balıkların ağırlık merkezleri genellikle hava keselerinden geçecek şekilde yaratılmıştır. Hava kesesinin şişirilip boşaltılması esnasında, vücut dengesi bozulursa, yüzgeçlerin çok küçük hareketleriyle, balık yeniden dengesini sağlayabilir veya istediği pozisyonda durabilir.

Yüzgeçler, araları ince zar biçiminde dokularla örülü uzantılardır; bunlar çok ufak kaslar yardımıyla katlanabilir veya uzayabilirler. Bunların her birinin vücut üzerindeki dağılımı, belli bir denge ve kumanda gücü sağlayacak şekilde düzen içindedir. Örneğin kuyruktaki yüzgeç dümen görevi yapar ve balığın su içinde yönlenmesini sağlar. Vücudun iki yanındaki sırayla büzülen kas şeritleri sayesinde, kuyruk bir yandan diğer yana, hızla, kırbaç gibi sallanabilir. Böylece balığın gövdesini yalpalatarak, su içinde itici güç oluşturur.

Balıkların Yüzgeç Tipleri

Yüzgeçler çok ufak kaslar yardımıyla katlanabilir veya uzayabilirler. Kuyruktaki yüzgeç dümen görevi yapar. Dikey yüzgeçler sabit durmak için gereklidir. Sırt ve geri yüzgeçleri balığın dik durmasını ve su içinde istediği yöne gitmesini sağlar. Göğüs ve leğen yüzgeçleri asıl olarak denge için kullanılır. Karın bölgesindeki yüzgeçler balığın kolu bacağı gibidir. Balık bunları kullanarak ileri-geri hareket eder, gerektiğinde fren yapar.

1- Bu balık türü yüzgeçlerini kullanarak sığ sulardaki kayalara yapışır ve buralara yumurtalarını bırakır.

2- Siyam balığı gereğinden büyük olan yüzgeçlerini dişiyi etkilemek için kullanır.

3- Üçayak (tripod) balığı, alttaki yüzgeçlerini ayak gibi kullanarak zemide hareketsiz kalır ve avını bekler.

Balığın hızı da kuyruk sallama sıklığı ile doğrudan orantılıdır. Bir balık ne kadar çok kuyruk sallarsa, hızı da o kadar artar. Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Richard Bainbridge, 32 cm boyundaki bir balığın uzunca bir süre saatte 13 km hızla hareket edebildiğini tespit etmiştir. 49

Dikey yüzgeçler esas olarak sabit durmak için gereklidir. Sırt ve geri yüzgeçleri balığın dik durmasını ve su içinde yön değiştirmesini sağlar. Balık suda durduğu zaman çiftler halindeki göğüs ve leğen yüzgeçleri asıl olarak denge için kullanılır; kimi zaman ileri doğru hızlı hareket için de kullanılabilir. Balık, manevralarını da bu ikili yüzgeçler sayesinde yapabilir. Karın bölgesindeki yüzgeçler, balığın kolu bacağı gibidir; suyun içinde ileri geri hareket etmesini ve sudaki düzeyini tayin etmesini sağlar. Balık bu yüzgeçlerinden birini diğerinin aksi yönünde hareket ettirdiğinde etrafında dönmesi mümkün olur, ayrıca yüzgeçler fren görevi de yapar. Balık bunların her ikisini, bir anda ileri doğru atarak gövdesini hareketsiz hale getirebilir.

nehir manzarası

1 – Aykuyruk orfoz 2- Palyaço balığı 3 – Royal Angel fish 4 – Akrep balığı 5 – Queen Angelfish (Holacanthus ciliaris) 6 – Sincap balığı 7 – Broomtail wrasse 8 – Siyah benekli sweetlips

Balık yüzmek için kuyruğunu salladığında, normal şartlarda balığın ön tarafının, arka kısmın tam tersi yönde ve aynı şiddette savrulması gerekir. Ancak balık böyle sarsıcı bir etkiyle karşılaşmaz; çünkü balıkların vücutlarının ön tarafı bu sert etkiyi ortadan kaldıracak bir denge sistemi ile yaratılmıştır. Ayrıca su, hareket esnasında baş tarafa dikey bir kuvvetle etki eder. Tüm bunlar baş kısmın su içindeki salınımının, kuyruk kısmındakinden daha küçük olmasına neden olur. İki taraf arasındaki bu farklılık, balığın su içinde dengeli biçimde hareketini sağlar.

Balığın ileri doğru hareket hızı, yüzgeçlerin sağ ve sol yanlara gidiş geliş hızı ile de doğrudan bağlantılıdır. Yüzgeçler omurga eksenine yaklaştıklarında hız artar, uzaklaştıklarında da azalır. Bu sayede su altında sakin duran bir balık tehlike anında, aniden müthiş bir hızla harekete geçebilmektedir. Örneğin küçük bir tatlı su balığı durgun haldeyken, 1 saniye içinde 10 vücut boyu kadar ileri fırlayabilir. 20 cm boyundaki bir balık ise saatte 8 kilometre hıza ulaşabilir.50

Darwinistlerin iddiası, insan teknolojisinin bir benzerine bile ulaşamadığı yüzgeçlerdeki yapı ve işlevin sözde tesadüfen meydana geldiği yönündedir. Bu iddiaya göre tesadüfler, istisnasız her balıkta tamamen birbirine simetrik yüzgeçler var edecek, onlara birbirine uygun işlevler yükleyecek ve canlının yaşamı için son derece gerekli olan bu yapıları hatasız ve kusursuz olarak yoktan var edecektir. Tesadüflerin böyle bir gücünün olmadığı ise çok açıktır. Darwinistlerin Allah inancını reddebilmek, Yaratılış gerçeğine karşı çıkabilmek için şuursuz ve bilinçsiz tesadüfi olaylara yükledikleri görev, işte onları bu derece küçük düşürmektedir.

Savunma Amaçlı Kullanılan Yüzgeçler

Kimi balıklar yüzgeçlerini savunma amaçlı kullanırlar. Örneğin Çotira balıkları (triggerfish), sırt yüzgeçlerini dik bir konumda kenetleyerek, düşmanlarından korunurlar. Çotira, büyük sırt yüzgecini dikleştirdiğinde, daha küçük olanı da beraberinde yukarı çekilir. Böylece küçük olan yüzgeç büyük olanın dik durmasını sağlar. Balığa, bu tetikleme mekanizmasından dolayı, İngilizce “triggerfish” denilmektedir. Bir düşman tarafından tehdit edildiklerinde çotiralar, hızla bir yarığa girerler ve karın yüzgeçlerini dik olarak kilitlerler. Büyük yüzgeç, küçük yüzgeç çekilmediği sürece aşağı katlanamaz. Bir kere kilitlendi mi, ne kadar zorlanırsa zorlansın bunu oynatmak mümkün olmaz.51

Bu savunma mekanizması Allah’ın Çotira balıklarında yarattığı bir yaratılış mucizesidir. Tüm varlıkların Yaratıcı’sı ve Sahibi olan Rabbimiz, “her şeyi gözetleyip-koruyan” (Hud Suresi, 57) ve “bir örnek edinmeksizin yaratandır.” (Enam Suresi, 101)

Aslan balığının uzun dikenli yüzgeçleri etkili bir savunma aracıdır. Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus’taki mercan kayalıklarında yaşayan bu balık parlak gözalıcı bir görünüme sahip olmasının yanında oldukça zehirlidir. Üst kısımlardaki iğnelerle temas edildiğinde birkaç gün süren yanma, terleme ve solunum güçlüğü görülebilir. Üzerinde bulunan kırmızı ve beyaz çizgiler avcılar için adeta bir alarmdır. Bu çizgileri gören diğer balıklar aslan balığına yaklaşmazlar.

Yüce Allah’ın yarattığı her canlı ve tüm bu canlılara ait her detay muhteşem birer sanat eseridir. Yeryüzü bu detaylarla donatılmış sayısız iman hakikati barındırır.

Allah her şekli, her sureti, her detayı, her sistemi yoktan var etmeye kadirdir.

Solungaçlar:

Balığın içinde bulunduğu suda az miktarda çözünmüş oksijen vardır. Örneğin yüzeye yakın sularda bir litre deniz suyunda yaklaşık 5 ml oksijen vardır. İnsanın soluduğu havada ise bu oran, 1 litrede 210 ml oksijendir. Karşılaştıracak olursak, eğer insan bir şekilde suyun altında nefes alabiliyor olsaydı, ciğerlerine yeterli oksijeni alabilmek için dakikada 450 kez nefes alması gerekirdi.52 İşte bu önemli fark nedeniyle balık, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, sudaki az miktardaki oksijeni toplayabilecek özel bir sistem kullanır.

Solungaçlar, binlerce solungaç lifinden oluşur. Her bir solungaç kemerinin içi oyuktur ve ince kan damarlarıyla doludur. Bu damar lifleri ise, daha küçük damarlara ayrılır. Solungaçların bu katmerli yapısı, oksijen taşıyan damar ağının yüzey alanını artırır. Böylece solungaçların yüzey alanı, normal hayvanların on katı fazla olabilmektedir. Balıkların sudan çıkınca boğulmalarının asıl sebebi de, havadaki oksijeni teneffüs edememelerinden çok, solungaç kemerlerinin içe çökerek, oksijen emilimi için yeterli yüzey alanı kalmamasındandır.

Balıkların Solungaçları Ne İşe Yarar?

Balıklar, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, sudaki az miktardaki oksijeni toplayabilecek özel bir sistem kullanırlar. Balıklarda solungaçlar akciğer görevini üstlenmiştir. Akciğerlerden farklı olarak solungaçlar, oksijeni sudan süzerek alırlar. Balıklarda yine insanlardan farklı olarak kan tek yöne doğru pompalanmaktadır. Kan kalbe tek bir damar yoluyla gider ve solungaçlara doğru tek yönden dışarı çıkar. Solungaçlar etraftaki damarlarda bulunan kandan oksijeni toplar ve buradan tüm vücuda taşırlar. Kanın, solungaç liflerinin arasından ilerlerken suyun geçtiği yönün tam tersine doğru hareket etmesi son derece önemlidir. Çünkü böylelikle tüm oksijen kana iletilebilmektedir.

Bu örnekte de görüldüğü gibi balıklar, karadan çok farklı olan su ortamında yaşamaya en uygun şekilde var edilmişlerdir.

1- Solungaç kemeri
2- Su akışı
3- Solungaç kemerleri
4- Yakın çekim solungaç iplikçiği
5- Oksijenli kan
6- Oksijensiz kan
7- Damar
8- Atardamar
9- Solungaç iplikçiği

Balıklarda solungaçlar, akciğer görevini üstlenmiştir. Ancak memeli akciğerlerindeki gibi oksijeni doğrudan ciğerlerine almazlar. Bunun yerine solungaçlar, oksijeni süzerek kana katarlar. Kanın balığın vücudundaki dolaşımı da memelilerdekinden çok farklıdır. Örneğin insanda dört bölmeli kalp bulunurken, balıklarda iki bölmeli kalp mevcuttur. Bunun nedeni balıkların yalnızca tek yönde kan pompalamalarıdır. Kan kalbe tek bir damar yolu ile girer ve solungaçlara doğru tek yönden dışarı çıkar. Solungaçlar damarlardaki kanın etraftaki sudan oksijen toplar ve oksijeni buradan tüm vücuda taşır. Kullanılan oksijen de kalbe geri gider.

nehir manzarası

Balık, ağzından su aldıktan sonra ağzını kapar. Su, solungaç liflerinden vücudun gerisine doğru itilerek, solungaç yarıkları arasından dışarı atılır. Balıkların solungaçları, sudaki oksijeni alabilecek şekilde özel olarak yaratılmıştır. (Sağda solungaçlar)

Kan solungaç liflerinin arasından geçerken, suyun geçtiği yönün tersinde ilerler. Bu sudaki alınabilecek tüm oksijenin kana iletilmesi için çok önemlidir. Eğer kan su ile aynı yönde ilerleseydi; o zaman kan, sudaki oksijenin ancak yarısını alabilirdi. Kan ve su oksijen içeriği bakımından belli bir dengeye ulaşınca, daha fazla oksijen emilimi gerçekleşmeyecekti. Ancak kan ve suyun zıt yönlerde akması sayesinde okisjen emilimi her zaman mükemmel bir düzen içinde gerçekleşir: Suda kandakinden daha fazla oksijen vardır ve sudaki oksijenin %50’sinden fazlası kana karıştıktan sonra da oksijen aktarımı devam eder. Bu sistem sayesinde balık %80-90 daha fazla verimle oksijen elde edebilir.

Balık Derisi:

İnsan suyun içinde belli bir süre kaldıktan sonra, cildi olumsuz etkilenmeye başlar ve suda kalış süresi uzadıkça cildinde oluşan hasar da artar. Oysa balıklar sürekli su içinde olmalarına rağmen, ciltleri hiç zarar görmez. Üst derilerindeki sert parlak tabaka sayesinde, suyun balığın vücuduna girmesi ve cildinin olumsuz etkilenmesi engellenmiş olur.

Balıkların pek çoğunun vücutlarını kaplayan dayanıklı deri, alt ve üst olmak üzere iki tabakadan oluşur. Üst deri içerisinde mukus salgılayan bezler bulunmaktadır. Mukus kaygan ya da yapışkan bir yapıda olup, balığın su içerisindeki hareketi sırasında sürtünmeyi en az seviyeye indirmeye yarar. Bu kayganlık özelliğiyle balık hem daha hızlı hareket eder, hem de balığın düşmanları tarafından yakalanması zorlaşır. Mukusun bir başka özelliği ise balığı hastalık yapan organizmalara karşı korumasıdır.53

1- Placoid balık derisi
Bu deri yapısındaki köpek balığı

2- Ganoid balık derisi
Bu deri yapısındaki mersin balığı

3- Ctenoid balık derisi
Bu deri yapısındaki bonyfish

4- Cycloid balık derisi
Bu deri yapısındaki sazan balığı

Ayrıca balıkların üst derisinde keratin (derinin alt tabakalarındaki yaşlı hücrelerin ölmeleri ve yerlerini genç hücrelere terk etmesi sonucu oluşan sert ve dayanıklı madde) benzeri bir tabaka da mevcuttur. Bu tabaka suyun vücuda girmesini engelleyerek, balığın vücudundaki iç basınç ile dış ortam basıncının dengelenmesini sağlar. Eğer bu tabaka olmasaydı, içeri kontrolsüz giren su nedeniyle, balığın vücudundaki basınç dengesi bozulacak ve balık ölecekti. Görüldüğü gibi balıkların sudaki hareketini kolaylaştırıcı birçok sistem vardır ve bunlardan biri olmadan diğeri işe yaramaz ve dolayısıyla sistemin bir parçasındaki eksiklik canlının ölümü ile sonuçlanır.

Mukus sıvısının kaygan, yapışkan ve aynı zamanda mikrop öldürücü niteliklerinin bir arada olması, balık için bir zorunluluktur. Bütün bu şartların dev kimyasal tesislerde değil de, balığın derisinin altındaki birkaç milimetrelik bir tabakada üretilmesi, canlıları tüm ihtiyaçlarını karşılayacak özelliklerle yaratan Rabbimiz’in varlığının delillerinden biridir.

Darwinizm, canlı varlıklardaki her türlü muhteşem yapı karşısında çökmüş durumdadır. Yeryüzündeki bütün balık türleri yukarıda sayılan özelliklerin tamamına eksiksiz olarak sahiptir. Balıklar milyonlarca yıldır hiç değişmeden, hep bu mükemmel özelliklere sahip olmuşlardır. Bunu, milyonlarca yıl öncesinde yaşamış balıkların günümüze gelen kalıntılarında görmek mümkündür. Günümüzde elde edilmiş olan 350 milyondan fazla fosil kalıntısı bize milyonlarca deniz canlısının örneğini vermiştir. Bunların tarihleri yaklaşık 540 milyon yıl önceki Kambriyen Pataması’na kadar ulaşmaktadır. Bu kalıntıların büyük bir bölümü, deniz canlılarının milyonlarca yıl önce de günümüzdekilerle aynı olduklarını, yani hiçbir değişim geçirmemiş olduklarını ortaya koymaktadır. Bu durum bize balıkların evrim geçirmediklerini, mükemmel halleriyle yaratıldıklarını gösterir. Rabbimiz’in üstün güç ve kudreti, Kuran ayetlerinde şöyle bildirmektedir:

… Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur, tümü O’na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “Ol” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 116-117)

Denizatları

At kafasına benzeyen bir başı, uzayarak hortum biçimini almış burnu, küçük ağzı, birbirinden bağımsız hareket eden gözleri, kemik plakalarla kaplı vücudu, öne kıvrılan kavrayıcı kuyruğu ve yüzgeçleriyle denizatları, diğer balık türlerinden çok farklı bir canlı türü olarak denizlerde yaşamını sürdürmektedir.

Bu mucizevi canlılar kamuflaj özelliğine de sahiptirler. Bukalemundan daha iyi renk değiştirme yetenekleri vardır. Denizatlarının çiftleşme mevsiminde dişi ve erkek bir araya gelir ve özel bir dans yaparlar. Bu karşılıklı dans günlerce sürebilir. Erkek denizatları, karınlarında özel bir yumurta taşıyıcı keseye sahiptirler. Çiftleşme döneminde dişi denizatı yumurtaları dikkatli bir şekilde bu keseye bırakır. Bırakılan yumurta sayısı 1500’ü bulmaktadır. Döllenmenin hemen ardından kesenin içi deniz suyuna benzer bir yapıyla kaplanır ve böylelikle yavrular doğumdan sonra yaşayacakları ortama hazırlanırlar. Bu farklı canlılar, müthiş güzellikteki deniz altı aleminde apayrı bir süs olarak yaratılmışlardır.

Balon balığı

Düşmanlarıyla karşı karşıya olmadıklarında sıradan bir balık gibi görünen balon balıklarının vücutlarının etrafında iri dikenler bulunur. Bu dikenler balık normal haldeyken derisine yapışık bir biçimdedir. Balık düşmanla karşı karşıya geldiğinde ise, düşmanının çene darbelerinden kendini korumak amacıyla vücudunu süratle suyla doldurmaya başlar. Balık şişer ve vücudundaki dikenler de dik hale gelir. Dikenler dik konuma geldiğinde oldukça sivri bir hal alır ve düşmanlarından gelebilecek darbelere karşı bir engel oluştururlar. Balon balıkları, kendilerinden çok daha büyük bir düşman tarafından yutulsa bile, dikenler onların koruyucusudur. Dikenlerden rahatsız olan avcı, balığı yuttuğu gibi ağzından dışarı çıkarır.

Balon balıklarına has bu sistem, mükemmel bir korunma sağlar. Balık, bu muazzam sistemi nerede en etkili şekilde kullanması gerektiğini çok iyi bilir. Her canlı için farklı korunma mekanizmaları yaratan Yüce Allah bu örnekle eşsiz ve benzersiz yaratma gücünü gözler önüne sermektedir. Tüm varlıklar, Allah’ın eseridir ve her şey O’nun koruması ve bilgisi dahilindedir.

Tuzlu Suyun Balıklar Üzerindeki Etkisi

Karada bulunan bitkiler ve hayvanlar, hayatta kalabilmek için tatlı suya ihtiyaç duyarlar. Deniz canlıları ise tuzlu suda yaşarlar. Ancak tuzlu su onlar için aşılması gereken pek çok problem oluşturur. Denizlerdeki balıkların kanındaki tuz yoğunluğu, çevrelerindeki suyun tuz yoğunluğundan daha azdır. Bu yoğunluk farkı, balıkların dokularının su sızdırmasına (ozmos) sebep olur. Su kaybını telafi edebilmek için de, bu balıkların sürekli su içmeleri gerekir. Böylece tuzlu su balıkları, vücutlarına fazla su alıp, az miktarda vücutlarından atarak bu ihtiyaçlarını dengelerler.54

Tatlı su balıklarında ise durum tersidir. Bu balıkların kan yoğunlukları, içinde yaşadıkları suya göre daha fazladır. Bu nedenle tatlı su balıklarının vücutları sürekli su emer. Dolayısıyla vücutlarının patlamasına engel olmak için, bu balıklar da vücutlarından sürekli olarak bol miktarda su atarlar. Her gün vücuttan atılan su miktarı, yaklaşık olarak kendi ağırlıklarının on katı kadardır.55

Yüce Allah yarattığı her canlı çeşidi için, vücutlarında ayrı bir düzen kurmuştur. Bu düzen sayesinde de, canlılar normalde yaşamları için engel teşkil eder gibi görünen koşullarda bile yaşamlarını sürdürebilirler. Çünkü onları var eden, yoktan yaratan Yüce Allah’ın koruması altındadırlar. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Şüphesiz, mü’minler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-4)

Hız Şampiyonu Ton Balıkları

Ton balığının boyu üç metreyi ve ağırlığı da 390 kilogramı bulur; ancak yine de en süratli ve hareketli balıklardandır.56 Kısa süreli ataklarında saatte 90 kilometreye varan hızla yüzebilirler. Sabit yüzme hızları ise saatte yaklaşık 9 ila 18 km arasında değişmektedir. 57

Ton balıkları sürekli yüzerler, hiç dinlenmezler. Başka hiçbir kemikli balık açık denizde bu kadar geniş çapta yer değiştirmez. Bunun nedeni onları su üstünde tutan gaz kesesinin bulunmamasıdır. Bu nedenle batmamak için sürekli yüzme halindedirler. Yoğun hareket halindeki ton balıkları, bu sebeple çok fazla besine ihtiyaç duyarlar. Günlük olarak vücut ağırlıklarının onda biri kadar besin tüketirler.58

Ton balığının aerodinamik vücut yapısı, hız gerektiren ve uzun mesafeli yolculuklara uygun şekilde yaratılmıştır. Ton balığının sürtünmeyi azaltan bedeni, adeta bir çizgi biçimindedir. Vücutları nispeten serttir ve kuyrukları da diğer balıklar gibi esnek değildir. Bu güçlü kuyruklarını yanlara doğru savurarak oldukça hızlı yüzebilirler.59

Elbette ki Allah dilemedikçe, bu canlının bu özelliklere sahip olabilmesi, derin denizlerde rahatlıkla yaşamını sürdürebilmesi mümkün değildir. Ton balıklarını suyun içinde sürekli hareket edecek ve süratle yüzebilecek muhteşem özelliklerle yaratan Yüce Rabbimiz Allah’tır. Rabbimiz, bir ayette şöyle bildirmektedir:

Bu, Allah’ın yaratmasıdır. Şu halde, O’nun dışında olanların yarattıklarını Bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler. (Lokman Suresi, 11)

Kutu Balığının Su Direncini En Aza İndiren Şekli, Bilim Adamlarına Model Oluyor

Bir araba firması “Biyonik” isimli projesini geliştirirken, kutu balığının vücut şeklini model aldı. Çünkü yapılan araştırmalarda bu balığın, su içinde hareket ederken suyun direncini en aza indiren bir vücut şekline sahip olduğu anlaşıldı. Genellikle damlaya benzeyen şekillerde direnç en aza indiği için, balığın kutu şeklindeki yapısının uygun olmayacağı düşünülüyordu. Ancak daha detaylı araştırmalar sonucu, kutu balığının bir su damlası ile aerodinamik açıdan aynı uygunlukta olduğu tespit edildi.60

* Günümüzdeki birçok arabada sürtünme katsayısı 0.30 iken kutu balığından ilham alınarak hazırlanan arabada bu sayı 0.19’a düşmüştür. Sürtünme katsayısının düşmesi hava direncinin de azalması anlamına gelmektedir. Üzerindeki hava direncinin azalmış olması, arabanın yakıt tüketimini de 100 km’de 4.3 litreye kadar düşürerek son derece ekonomik olmasını sağlamıştır.61

* Balığın vücut yapısı dikkatle incelendiğinde, derisinin sayısız altıgene benzer kemiksi plakalarla kaplı olduğu görülmüştür. Bu da balığa en düşük ağırlıkta en dayanıklı vücut yapısı özelliğini sağlamaktadır.

* Daha sonra balığın altıgene benzer kemiksi plakalarla kaplı derisi dikkate alınarak yapılan araba taslaklarında, araba kapılarının dış panellerinde %40 daha fazla sağlamlık elde edilmiştir. Bununla beraber arabanın bütün yapısı bu tekniğe dayanılarak üretildiğinde, çarpışma güvenliği hiç azalmamasına karşın araç %30 hafiflemiştir.

Anemon Balıkları

Anemon balıkları, anemon bitkilerinin yakıcı kapsülleri arasında yaşayabilen nadir canlılardandır. Anemon balıklarının üzerindeki saydam madde bu yakıcı kapsüllerin etkisini durduracak niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık yavaş yavaş gövdesini anemonlara değdirmeye başlar. Birkaç denemeden sonra zehire bağışıklık kazanır ve bitkinin dokungaçlarının arasına yerleşir. Yeni doğan anemon balıkları da aynı süreçten geçerler. Zehirli anemonların arasında yaşamaya başlayan balık, hayatı boyunca korunaklı bir yaşam alanı kazanmış olur.

1- Denizkestaneleri uzun yapışkan dikenleri ile etraftaki çakıl taşlarını, deniz kabuklarını ve yosunları üzerlerine yapıştırarak kamufle olurlar.

2 – Ahtapot tehlikeyle karşılaştığında gözünün yanındaki delikten hızlıca su fışkırtarak düşmanını oyalar ve o arada kollarının yardımıyla kendisini kuma gömer.

3 – Yassı balık, deniz yüzeyinden bakıldığında kamufle olmuş haldedir. Özel bir renk değişimine ihtiyacı yoktur. Genelde beyaz veya solgun renkte olması rahatça gizlenmesini sağlar.

4 – Uzun burunlu şahin balığı yukarıda görüldüğü gibi kayalıkların rengini alarak kamufle olur.

5 – Yassı kaya balıkları tam bir kaya görünümünde kamufle oldukları için düşmanları tarafından fark edilemezler.

6 – Akrep balıklarının benekli görünümü onları deniz tabanında neredeyse görünmez kılar.

a – Kalem biçimindeki, mavi-yeşil renklere sahip deniziğnesi, deniz otlarının içinde kolaylıkla saklanır. (solda)

b – Mor anemonların arasındaki şeffaf istiridye neredeyse hiç görünmüyor. Bu üstün kamuflaj istiridyeyi tehlikelere karşı korumaktadır.

c – Çiftbeneklinin gövdesindeki iki büyük yalancı göz, kimi zaman avcıları korkutmaya yetmez. Bunun üzerine balık hızlı hareketlerle kumun içine girer ve saniyeler içinde üzerini kapatır. Bu aşamadan sonra balığı kumun içinde tespit etmek adeta imkansızdır. (Altta 1,2,3,4)

d – Herhangi bir tehlike durumunda kuma ya da mercanlara saklanan balıklar, avcılardan bu şekilde korunabilirler.

e – Mercan yarıklarına saklanan bir tür

f – Filefish, dalgalı beyaz çizgilerini kullanarak aynı renkteki bir denizkestanesinin içinde adeta kaybolur.

g – Yengeçler çeşitli malzemeleri dış kabuklarına yapıştırarak kendilerini düşmanlarından korurlar. Örneğin üstteki yengeç türü bir denizanasını sırtına alarak hem görünüşünü değiştirmekte hem de denizanasının zehirli kollarını kullanarak düşmanlarını caydırmaktadır. Aynı yengeç üstte neredeyse görünmez olmuş şekildedir.

nehir manzarası

Kendi rızkını taşımayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)

Ringa benzeri plankton yiyen balıklar genelde sürü halinde hareket ederler. Bir balık sürüsü saldırıya uğradığında hemen tepki vererek biraraya toplanır ve balıklar süratle girdap yaparak büyük bir top gibi dönmeye başlarlar. Yüzlerce hatta kimi zaman binlerce balığın aynı anda tek vücut gibi dönmesi yırtıcıları şaşırtır ve küçük balıkların yakalanma ihtimalini de azaltır. Köpek balığı gibi yırtıcılar ancak bu büyük balık topundan ayrılan tek tük balıkları yakalayabilirler.

Okçu Balığının Avlanma Tekniği

Okçu balığı, en şaşırtıcı avlanma taktiğine sahip canlılardandır. Balık su altında yüzeyin hemen yakınında, yukarıdaki yapraklara bir böceğin konmasını bekler. Böceği tam olarak hedeflemesinin ardından ona doğru su fışkırtarak böceğin suya düşmesini sağlar ve afallayan böceği hemen avlar.

Bazı okçu balıkları yaprakların üzerindeki böcekleri, zıplayıp havalanarak da yakalayabilirler. Bu avlanma şekli oldukça hassas ayarlamalara dayanır. Öncelikle balığın suyun içinden havada bulunan canlının yerini doğru şekilde belirlemesi gerekir. Çünkü ışık, yoğunluğu farklı ortamlar arasında geçiş yaparken kırılır, açı değiştirir ve yanılmalara neden olur. Buna suyun içine uzattığımız bir sopanın su içindeki kısmının görüntüsünün kırılmış gibi durmasını örnek verebiliriz.

Okçu balığı ise bu açı sapmasını adeta “hesaplar” ve ona göre nişan alır. Fizikte kırılma indisi olarak bilinen faktör balığın hedefini vurmasını engellemez. Ayrıca balığın ağzındaki suyu püskürtme sistemi de hayranlık uyandırıcıdır. Balık aynı zamanda böceğin su üzerinde nereye düşeceğini de mükemmel şekilde hesaplar. Avların ağırlıkları farklılık gösterdiği için düşme hızları da farklı olur. Bu durum ise balığın vereceği kararı daha da karmaşık hale getirir. Balık ise her av için ayrı hesaplar yapar ve avını başarıyla yakalar.

Bu üstün avlanma tekniği, balık için yaratılmış özel bir sistemdir. Yüce Rabbimiz’in bu balık türü için var ettiği muhteşem bir sanattır.

1 – Yunuslar, başlarında bulunan “melon” (kavun) adındaki özel bir organdan, sıklığı saniyede 200 bin titreşime ulaşan ses dalgaları yollar. Canlı, kafasını hareket ettirerek dalgaları istediği tarafa doğru yönlendirebilir. Bu sonar sistemi o kadar hassastır ki yunuslar kumun altına gizlenen bir balığı bile kolaylıkla bulabilirler.

2 – Yunuslar kendilerinden 3 km ötedeki iki ayrı metal parayı birbirinden ayırt edebilirler. Bunun sebebi sahip oldukları sonar sistemidir. Sonar sistemi vesilesiyle yunuslar, karanlık sularda bile cisimlerin şeklini, büyüklüğünü, hızını ve diğer detaylarını algılayabilirler.

Yunusların yaptıkları iş ses dalgaları yaymaktır. Sonar dalgası bir engelle karşılaştığı zaman yansıyarak yunusa geri döner ve yunus o nesne hakkında bilgi sahibi olur. Böylesine bir algı sistemini yoktan var etmek, tüm alemleri “Ol” emri ile yaratmış olan Yüce Allah için elbette ki çok kolaydır.

3 – kavun isimli organ

4 – Yaşayan en büyük canlı olan balinalar tıpkı yunuslar gibi sahip oldukları sonar sistemini mükemmel şekilde kullanırlar. İnsan kulağının duyabildiğinin 10 misli yüksek frekanslı sesleri duyabilir, gerektiğinde kendileri de etrafa ses dalgaları gönderip av ve tehlike tespitinde bulunabilirler. İnsanların anlamaya ve taklit etmeye çalıştıkları bu muhteşem sistem, balinalarda yüzbinlerce yıldır varlığını korumaktadır.

5 – Beluga balinalarının başlarının üstünde bulunan kavun isimli organ (üstte) yumuşaktır ve farklı yoğunluklarda yağlar içerir. Bunun ses dalgalarını şekillendirmeye ve yönlendirmeye yaradığı düşünülmektedir.

1 – Soğuk su akıntılarında ve göllerde yaşayan alabalık, yumurtalarını uygun bir deliğin içine yerleştirir. Bunu yapabilmek için yumurtalarını yerleştireceği bölgeye bir çukur kazar. Erkek alabalık ise bu sırada yakınlarda bir yerde avcılara karşı nöbet beklemektedir.

2 – Bazı türlerde yumurtaları muhafaza etmek için en uygun yer, balıkların kendi ağızlarıdır. Yumurtaların balığın ağzında muhafaza edildiği evre kuluçka evresidir. Yanda görülen çene balıkları, kuluçka dönemindeyken hiçbir şey yemezler. Yavruların yumurtadan çıkışına kadar geçen süre dişi için oldukça zorlu bir dönemdir. Fakat ağızda kuluçka yapan türler bu üstün fedakarlığı mutlaka en mükemmel şekilde yerine getirirler.
Onlara böylesine güçlü bir fedakarlık ve koruma duygusunu veren kuşkusuz ki alemlerin hakimi olan Yüce Rabbimiz Allah’tır.

3 – Kıyıya yakın yaşayan iğne balıklarında yumurtaların taşıyıcısı erkektir. Erkek balık yumurtaları düzgün bir şekilde vücudunun üzerine dizer ve yavrular yumurtadan çıkıncaya onları korumaya alır.

4 – Köpek balıklarının bazı türlerinde döllenmiş yumurtalar bir süreliğine annenin bedeninde bulunan bir kesede saklanır. Dişi köpek balığı bir süre sonra bu yumurtaları küçük keselere yerleştirerek su yosunlarının arasına bırakır. Kesenin içindeki embriyolar burada oldukça korunaklıdırlar. Yavrular gelişip 10 cm’ye ulaştıklarında oldukça sağlıklı bir şekilde keselerden çıkar ve okyanus akıntıları içindeki yerlerini alırlar.

5 – Sarı balık (bullhead) kayalıklarda bulunan boşluklara yumurtalarını bırakır. Oyuklar, yumurtalar için oldukça korunaklı yerlerdir. 1 ay boyunca erkek balık yumurtaları korur ve onları sürekli havalandırır. Canlının, yumurtaların korunacağı yeri kendi aklı, becerisi veya tecrübesi ile tespit edemeyeceği açıktır. Korunma yöntemlerini canlılara ilham eden, Yaratıcımız olan Allah’tır.

1 – Nehirlerin çakıllı tabanlarına bırakılan somon yumurtaları bir süre sonra renk değiştirmeye başlar. Bu, yakındaki göle doğru ilk yolculuğun başlaması demektir. Burada en az bir yıl kalan yavrular daha sonra denize doğru yönelirler.

2 – Bir somon balığının hayat döngüsü

3 – Yumurtalarını bırakmak üzere doğduğu tatlı su nehrine uzun ve zorlu bir yolculuk yapan dişi somon balığı, kuyruğu ile açtığı 45 cm derinliğindeki deliğe yumurtalarını bırakır. Yumurtaların bol oksijen alması için hızlı akan ve akıntısı çok olan suları tercih eder. Bir seferde 8.000 yumurta bırakan dişi somonların ardından gelen erkek somonlar bu yumurtaların üzerlerine “milt” denen bir sıvı bırakarak onları döller ve dişi somon bunların üstünü kumla kaplayarak korumaya alır. Somonların yumurtalarını bırakmak için şelalere ve hatta akıntıya karşı gerçekleştirdikleri uzun yolculuk ise gerçek anlamda mucizedir. Somonlar, Allah’ın rahmeti ile bu olağanüstü beceriye sahiptirler.

De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?… (Fatır Suresi, 40)

Sonuç olarak, kutu balığının özel yapısı esas alınarak kendi büyüklüğünde, Dünya’nın en aerodinamik arabası ortaya çıkarılmıştır. Elbette bu arabanın en önemli avantajı ciddi bir yakıt tasarrufu sağlaması olmuştur.

Kutu balığının otomotiv sektörüne yön veren özellikleri göstermektedir ki, bu canlının vücudundaki üstün yapılar ve bedeninin şekli Allah’ın eşsiz yaratma sanatının bir örneğidir. Yüce Allah, “O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir…”(Haşr Suresi, 24) ayetinde olduğu gibi, yaratılıştaki bu benzersizliği ve mükemmelliği insanlara bildirerek gücünün sonsuzluğunu göstermektedir.

Advertisements