ünya’daki tatlı suyun üçte ikisi buz içerisinde hapsolmuştur ve buzların %90’ını ortalama 2 km kalınlıktaki Antarktika buz tabakaları oluşturur.99 Antarktika aynı zamanda Dünya’daki en kuru, -530C’nin altındaki ısı kayıtları ile en soğuk ve saatte 320 km’ye ulaşan fırtınalarla en rüzgarlı kıtadır.

Güney kutbunun sadece %2’lik kısmı karadan oluşur. Her kış denizlere doğru uzanan buz kütleleri ile, bu kara parçasının yüzey alanı iki katına çıkar. Böylesine zorlu şartlarda hiçbir canlı türünün yaşayamayacağı düşünülebilir. Ancak durum hiç de böyle değildir. Buzların altındaki soğuk sularda olağanüstü zenginlikte ve çeşitlilikte deniz canlıları vardır: Parlak kırmızı deniz yıldızlarından denizkestanelerine, rengarenk sünger ve denizanalarından karideslere kadar müthiş bir canlı çeşitliliği bu ortamın tüm zorlu şartlarında rahatlıkla yaşayabilecek şekilde yaratılmıştır.

Antarktika kıtasının kıyılarında, yazın güneş ışınlarıyla birlikte, kışın durgunlaşmış olan hayat yeniden canlanmaya başlar. Yaz güneşinin ışınları, buzları eriterek besin değeri yüksek olan algleri ortaya çıkarır. Böylece kutup suları algler, karidesler ve çok sayıdaki omurgasızlarla besin bakımından zengin hale gelir. Penguenler, foklar, balinalar da beslenmek üzere bu bölgelere akın ederler.100

Bu canlılık Güneş’in yeniden ufuk çizgisinin altına düşmesine kadar devam eder. Sert buz tabakasının yeniden her yeri kaplamasıyla birlikte, sıcakkanlı canlılar kuzeye doğru yönelirler. Buzların etrafında sadece Weddell fokları ve imparator penguenleri gibi birkaç canlı türü kalır. Derin dalıcılar olan Weddell fokları, kış ayları boyunca kar fırtınalarından korunmak için suyun içinde kalırlar. Bu sırada da nefes alma deliklerini açık tutarlar, bu işlemi bir an bile yapmasalar nefes alma delikleri hızla donarak kapanır ve boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kalırlardı. Ancak bu canlılar, adeta tehlikenin farkındaymış gibi mutlaka bu tedbiri yerine getirirler. Her yeni nesil, bu bilgiye sahip olarak doğar. Çünkü onlara nasıl yaşamaları gerektiği, soğuk hava şartlarına karşı nasıl tedbir alacakları gibi bilgiler Yüce Rabbimiz tarafından ilham edilmiştir.

İmparator penguenleri ise, üremek için kışın bastırmasını tercih ederler. Sert buz denizi yüzeyinde, karanlık kış ayları boyunca kuluçkaya yatarak, yavrularının yumurtalardan çıkmasını beklerler. Böylece bir sonraki yaz döneminde, yeni doğan yavrularını büyütme imkanları olur.

İnsanlar kutuplara ayak basana kadar, buralarda canlıların yaşadığı bilinmiyordu. Oysa onlar, insanların o bölgelere erişemediği zamanlarda bile, soğuğa dayanıklı mükemmel sistemleriyle yaşamlarını devam ettiriyorlardı. İnsanlar kutupları ve kutuplarda yaşayan canlıları keşfettiklerinde, aslında Allah’ın yarattığı yepyeni bir mucizeyi de keşfetmiş oldular. Kutuplarda yaşayan sayısız canlı, Allah’ın kendilerine bahşettiği özel yetenekler ve vücutlarında yarattığı sistemlerle, milyonlarca yıldır yaşamlarını bu zor koşullarda devam ettirmektedirler. Gerek dış görünümlerinde gerekse iç yapılarında, Allah’ın yaratmasındaki çeşitliliği, ilim ve sanatındaki sınırsızlığının örneklerini sergilerler. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:

Doğu da Allah’ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)

Tüm diğer canlılar gibi, kutup canlıları da Allah’ın ilhamıyla hareket etmekte ve Yüce Rabbimiz’i -bizim açıkça göremediğimiz ve kavrayamadığımız- şekilde tesbih etmektedirler. Bu Yüce Allah’a olan teslimiyetlerinin ve boyun eğmişliğin bir ifadesidir. Allah bu gerçeği ayetinde şu şekilde haber vermiştir:

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)

Dondurucu Soğuklarda İnsanları Bekleyen Tehlikeler

Deniz suyu, tuz oranına göre değişse de, ortalama -20C civarında donar. İnsanların bu soğuklukta bir suya korunmasız girmesi mümkün değildir. Bu derece soğuk su, insanı birkaç dakika içerisinde öldürebilir. Kutup sularında araştırma yapan bilim adamları, kimi zaman kameralarını ve bilimsel aletlerini rahat kontrol edebilmek için ellerini korumadan kullanmak isterler. Ancak şiddetli acıya karşı sadece çok kısa bir süre direnebilirler. Bunların dışında dondurucu suya girebilmek için, öncelikle 60 km’lik denizin 2-2.5 metre kalınlığındaki, buzla kaplı yüzeyini özel aletler kullanarak delmeleri gerekir.101

     
 

-20 derece civarında donan deniz suyu, insanlar için son derece tehlikelidir. Kutup soğuğunda yaşayabilmek için insanın sayısız tedbir alması gerekir. Kimi zaman bu tedbirler bile koruyucu değildir. Fakat buna rağmen, bu dondurucu soğukluktaki sular pek çok canlının evidir. Onlar bu zor ortamda yaşamlarını sorunsuzca devam ettirirler çünkü onları bu ortama uygun olarak yaratan ve onları koruyan Ulu ve Yüce olan, üstün merhamet sahibi, alemlerin Rabbi Allah’tır.

 
     

İnsanın böylesine aciz kaldığı şartlarda yaşayan pek çok canlının evi, bu dondurucu soğukluktaki sulardır.

Bu ortam, bize şunları düşündürmelidir: Her canlı kendi bulunduğu ortamda yaşayabileceği vücut sistemleri ve özelliklerle yaratılmıştır. İnsanların teknik olarak bir benzerine ulaşamadığı bu donanımların tesadüflerle oluşabilmesi imkansızdır. Belli bir amaçla yaratılmış bu detayların her biri, Allah’ın varlığının apaçık delilleridir ve Rabbimiz’in canlılar üzerinde tecelli eden Rahman ve Rahim sıfatlarının örneklerini sergilemektedir. İman edenlerin Allah’ın yarattıkları karşısındaki düşünce şekilleri, Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 189-191)

Kutup Soğuklarında Dahi Donmayan Balıklar

Güney kutbu balıklarını karanlık ve soğuktan başka bekleyen bir diğer tehlike de, çok katlı buz tabakalarıdır. Yılın en azından 10 ayı boyunca, 2-3 metrelik bir buz tabakası denizin üzerini kaplar. Yaz mevsimi geldiğinde ise, fırtınalar bu tabakayı kırar ve açık denizlere sürükler. Bu kalın buz tabakasının alt yüzeyinde de, büyük ve uzun kristal parçalardan meydana gelmiş, 1-2 metre kalınlığında buz yığınları vardır. Yılın bir kısmında da, okyanusun tabanına saplanmış, “çapa buz” denilen bir başka tabaka, suların 30 metreden sığ yerlerini kaplar. 102

     
 

Antifrizli Balıkların Özellikleri Yaratılış Delillerindendir

Antarktika’daki balıklar buz altında yaşamalarını sağlayan sistemlere sahiptirler. Örneğin kanlarında özel bir antifriz molekülü bulunması sebebiyle bu canlıların vücutlarındaki sıvılar donmaz. Gözleri büyüktür, bedenleri ise oldukça incedir.

Tek bir proteinin bile ortaya çıkışını hiçbir şekilde açıklayamayan Darwinistler için canlılardaki bu gibi özellikler büyük bir tedirginlik vesilesidir. Canlılardaki her yapı, Darwinistlerin tesadüf iddiasının büyük bir aldatmaca olduğunu gözler önüne sermektedir.

1 – İnce beden vücut sıvılarını minimum düzeyde tutar
2 – Karanlık Arktik sularında iyi görüş sağlayabilmek için gözler büyüktür
3 – Kaygan üst deri balığın su içinde rahat hareketini sağlar
4 – Dokunmaya duyarlı bıyık

 
     

Buz, buradaki balıklar için ciddi bir tehlikedir; çünkü balığın solungaçlarından ve derisinden kolaylıkla sızarak vücut sıvılarını dondurabilir. İnsan bedeninde, vücut sıcaklığını 370C civarında sabit tutmak için gece-gündüz çalışan hassas bir termostat bulunur. Bu ısı kontrol sistemi, insan için ideal ısı derecesinin nasıl olması gerektiğini düzenli olarak bildirir. Örneğin bir kimsenin vücudu çok sıcaksa, terlemeyi başlatarak, vücudun yüzeyine çıkan su ile kişiyi serinletmeye başlar.

Isı kontrol merkezi vücudun soğuk olduğuna karar verirse, o zaman da kan damarlarını daraltarak, kanın soğuk yüzeyden -deriden- uzaklaşmasını sağlar. Ancak balıklar gibi soğukkanlı canlılarda, böyle bir iç denetim söz konusu değildir. Bilindiği gibi her zaman, sıcak olan ortamdan soğuk ortama doğru bir ısı transferi söz konusudur. Dolayısıyla böyle bir ortamda sıcakkanlı balıklar da vücut sıcaklıklarını çevrelerinden ısı transferi ile elde ederler. Bu bilgi dikkate alındığında normal şartlarda kutuplarda yaşayan bir balığın sıfırın altındaki soğuk sularda donması gerekmektedir. Ancak böyle bir şey hiçbir zaman gerçekleşmez. Çünkü bu canlıların bedenlerinde onları donmaktan koruyacak özel bir sistem bulunur: Antifriz sistemi…

Balıkların kanı normal koşullarda –0,7 0C’de donarken, kutuplardaki balıklar daha soğuk buzlu sularda donmadan yüzebilirler. Örneğin Antarktika’daki Notothenioid familyasındaki balıkların donması için, vücut sıcaklıklarının -2,2 0C’ye düşmesi gerekir.103 Buradaki balıkların zor koşullarda hayatta kalmalarını mümkün kılan, vücut sıvılarının donma noktasını düşüren antifriz (donmayı engelleme) maddesine sahip olmalarıdır. Bu kimyasallar Antarktika Okyanusu’nun en düşük sıcaklıklarında bile balıkların vücutlarını donmaktan korumaktadır. Doğal antifrizin başlıca özelliklerinden biri zehirleyici olması ve uyuşukluk vermesidir. Bu maddeler ancak bir dizi biyokimyasal işlem sonucunda, daha az zehirleyici kimyasallara dönüştürülürler.104 Soğuk sularda yaşayan canlılar bu olumsuzluklardan hiç etkilenmezler çünkü vücutlarında ilk doğdukları andan itibaren kendilerini koruyacak sistemler var edilmiştir.

Çoğu kişi araçlarda, suyun donmaması için antifrizlerin kullanıldığından haberdardır. Ancak bazı canlıların da bu yöntemi kullanarak -bünyelerinde antifriz benzeri kimyasallar bulundurarak- kendilerini dondurucu soğuklardan korudukları pek bilinmez. Karmaşık bir kimyasal madde olan doğal antifriz formülünün, bu canlılar tarafından bilinmesi; bu maddenin balıkların bedeninde tam gerektiği miktarda üretilmesi ve bunun için gerekli sistemlerin kendiliğinden oluşması elbette ki imkansızdır. Canlıların bu tür tedbirleri kendi kendilerine almaları; ihtiyaç hissedip bunu tam olarak karşılayacak bir sistemi bünyelerinde var etmeleri de mümkün değildir. Akıl ve şuur sahibi insanların bile teknik imkanlarına rağmen çoğu zaman karşı koyamadığı dondurucu soğuklarda, bir balığın yaşamak için kendi kendine çözüm bulması, kuşkusuz akıl dışı bir beklenti olacaktır.

Böylesine özel bir sistemin evrimcilerin ileri sürdüğü gibi aşama aşama, tesadüfi etkilerle ortaya çıkmış olması ise, en başta akla ve mantığa aykırıdır. Çünkü doğal antifrizin formülünde yapılacak en ufak bir hata, onu bambaşka zehirli bir maddeye dönüştürebilir ki, bu da balık için ölüm demektir. Dolayısıyla bu kimyasalın üretiminde deneme-yanılma yapmak ya da tesadüfi etkilerin isabet kaydetmesini, hatta mucizevi işlemler gerçekleştirmesini beklemek imkansızdır. Nitekim Darwinistler de canlıların sahip oldukları bu mükemmellikleri görür, bunlardan hayranlık ifadeleri ile bahsederler. Fakat bunların üstün ilim ve akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından var edildiğini kabul etmek yerine; canlılar için “ortama uyum sağladılar, tesadüfen bu organı ya da şu sistemi geliştirdiler” gibi mantıksız ve aldatıcı açıklamalarda bulunurlar.

Ancak kelime oyunları ve klasik evrimci demagojinin 21. yüzyılda aldığı karşılık büyük bir yenilgi olmuştur. Darwinistlerin, canlılarda var olan tedbirli, bilinçli ve akıllı yaratılışı ve olağa-nüstü kompleksliği açıkça görüp buna tesadüf diyebilmeleri, son 200 yıldır oynanan çirkin oyunun devamıdır. Darwinistler bu oyunu istedikleri kadar sürdürmeye çalışsınlar, hak ve doğru olan mutlaka batılı geçersiz kılacaktır. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)

Kutup Balıklarında Donmaya Karşı Sodyum Klorür Kullanımı

Saf suyun donma noktasını sıfır santigrat derecenin altına çeken unsurlardan biri, suya tuz katılmasıdır. Balıklarda da başta sodyum klorür olmak üzere, vücut sıvılarındaki tuzlar, donma noktasındaki düşüşün %40-50’sinden sorumludur. 105

Sodyum klorürün bu balıkların vücudunda oluşumu son derece olağanüstüdür: Klor atomu, en dış yörüngesinde yedi elektrona sahiptir. Atomlar bilindiği gibi dış yörüngelerindeki elektron sayısını sekize tamamlamak isterler. Klor atomu da bu amaçla dış yörüngesinde tek atomu olan sodyumla birleşir ve sodyumklorür molekülünün oluşmasını sağlar. İşte bu ortaklık sayesinde bildiğimiz sofra tuzu -sodyum klorür- oluşur. Bu iki atom arasındaki elektron alışverişi neticesinde, zehirli olan klorla, bir patlayıcı olan sodyum, bambaşka bir amaca hizmet eden bir maddeye dönüşmektedir.

Sodyum klorür, su içerisinde sodyum ve klorür iyonlarına ayrıştığı için, sodyüm klorürün suyun donma noktasını düşürücü etkisi diğer moleküllere göre çok daha fazladır. Çünkü bir sıvının donma noktasını belirleyen en önemli faktör, sıvıdaki parçacık yani atom sayısıdır. Söz konusu sıvıda ne kadar çok parçacık olursa, su moleküllerinin kümeleşerek bir buz kristali oluşturma -dolayısıyla da donma- olasılığı da o denli azalır. İşte sodyum klorür de bu bakımdan diğer moleküllerden 200-300 kat daha etkilidir.106

Kışın yollardaki donma tehlikesine karşı tuz atıldığını hepimiz biliriz. Bu yöntemin çözüm olarak sunulması için, kuşkusuz pek çok alanda bilgi sahibi olmak gerekmiştir:

Suyun donma noktasını hangi bileşiğin düşürebileceği, bunun için etkili olabilecek bir maddenin nasıl üretebileceği, hangi atomların hangi şartlar altında birleşebileceği gibi… Peki böylesine kapsamlı bir bilgiyi kutuplardaki balıklar nereden öğrenmiş olabilirler? Bu canlılar, antifriz maddesinin dondurucu soğuklara karşı faydalı bir önlem olduğuna nasıl karar vermektedirler? Vücutlarında bir patlayıcı (sodyum) ile bir zehri (klorür) birleştirerek tuz üretmeyi ve bu tuz sayesinde, vücut sıvılarının donma noktasını düşürebileceklerini onlara kim öğretmektedir? Bu yöntemi DNA şifrelerine kim, nasıl kodlamaktadır? Elbette ki tüm bunları gerçekleştiren, canlıları muhteşem donanımlarla yaratan ve onları dondurucu soğuklardan koruyan tüm varlıkların tek Yaratıcısı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’tır.

Darwinistler, insanların taklidini bile yapamadıkları canlılara ait muhteşem donanımlara “tesadüfen oldu” deyip geçerler. Bu çok büyük bir aldatmaca ve büyük bir yalandır. Kuşkusuz ki Darwinist bilim adamları da, detaylarını şaşkınlıkla ve hayranlıkla gördükleri bu özelliklerin tesadüflerin eseri olamayacağını, ancak üstün bir güç tarafından yaratılmış olabileceğini, dünyadaki hiçbir varlığın bunları ortaya çıkarmaya güç yetiremeyeceğini çok iyi bilmektedirler. Ancak etkisi altına girdikleri Darwinist ideoloji, onları, asıl gerçeği, yani tüm varlıkları Allah’ın yarattığı gerçeğini kabul etmekten alıkoymaktadır. İşte Darwinist mantık, böylesine büyük bir acz, böylesine büyük bir perişanlık içindedir. Darwinizm taraftarları, sapkın bir ideoloji uğruna, kendilerini küçük düşüren, alay konusu haline getiren olağanüstü derecede saçma bir iddianın, tesadüf iddiasının peşine takılmış durumdadırlar. Bu uğurda bilimin gösterdiği doğruları da reddetmeyi, bilime rağmen yalan söylemeyi göze almaktadırlar. Amaçları tektir: Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü ve üstün yaratmasını kendi akıllarınca reddebilmek. (Allah’ı tenzih ederiz.)

Oysa Darwinistler isteseler de istemeseler de, kabul etseler de etmeseler de, Cenab-ı Allah yüceliğini, büyüklüğünü ve üstün yaratma sanatını kainatın her yerinde en ihtişamlı ve en görkemli şekilde bizlere göstermiştir. Allah’ın üstün kudretini hakkıyla takdir edemeyenler ancak kendilerini aldatırlar ve bunun şuurunda değildirler. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)

Kutup Balıklarında Antifriz Üretimi Nasıl Gerçekleşir?

Kutup balıklarının vücutlarındaki donmayı geciktiren önemli bir etken ise, vücut sıvıları içeriğindeki gliko-proteinlerdir.107 Söz konusu balıklar güçlü antifriz özellikleri olan bu bileşikleri üreterek, vücut sıvılarının donmasını engeller.

Antarktika balıklarının vücut sıvılarında sekiz çeşit antifriz molekülü tespit edilmiştir. Bu antifriz molekülleri glikopeptid olarak bilinen yapıdadır. Her biri üç amino asitlik peptid zincirinin, üçüncü amino asidine kovalent bağlarla bağlanmış ikili şeker (disakkarit) molekülünden oluşan birimlerin tekrarlanmasıyla meydana gelir.108 Ancak bir balığın böylesine bir kimya bilgisine sahip olmadığı açıktır. Antarktika balıklarının kanındaki protein (gliko-protein) bir çeşit doğal antifriz olarak vazife yapmakta ve balığın buzlu sularda donmadan yaşayabilmesini sağlamaktadır.

     
 

Antifriz Moleküllerinin Buza Direnci

Buz kristalleri yassı altıgenler şeklindedir. Altı kenarına diğer altıgen buz moleküllerinin birleşmesiyle genişler ve birbirinden farklı desenler oluştururlar. Ancak antifriz molekülleri, mevcut buz kristallerinin arasındaki boşlukları doldurur ve buz moleküllerinin birbirine bağlanarak genişlemelerini engellerler. Böylelikle bu sisteme sahip olan canlıların vücutlarındaki sular donma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaz. Antifriz sistemi, Allah’ın sonsuz ilminin muhteşem örneklerinden biridir.

1- Hidrojen Atomu 
2- Oksijen Atomu 
3- Oksijen Atomu 
4- Su Molekülü

 
     

Bu proteinler buz kristallerine bağlanırlar ve buzun balığın vücudunda gelişmesine engel olurlar. Böylece sıfırın altındaki ısılarda buz kristallerinin oluşmasını önleyerek onları donmaktan korurlar. Antifriz bileşikleri, sıvının içindeki herhangi bir molekülden daha etkilidir. Bu madde canlıların diğer sistemlerini olumsuz etkilemez, sadece dokuları tahrip eden buz kristallerinin oluşmasını önler.

Ancak evrimciler kutuplarda yaşamı mümkün kılan bu sistemin, DNA kopyalanması sırasındaki bir hata sonucu “tesadüfen” oluştuğu gibi akılalmaz bir iddia öne sürerler.109 Evrimcilere göre, bu ve bunun gibi canlıların yaşamını mümkün kılan her organ ve her sistem sözde tesadüfler sonucu var olmuştur. Oysa ki akıl ve şuur sahibi bir insanın dahi, biyokimya uzmanı olmadan yapamayacağı antifriz maddesinin, tam ihtiyacı olan canlılarda tesadüf eseri oluştuğuna inanmak, ancak sınırsız hayal gücünün ürünü olabilir. Nasıl ki kimyasal antifriz arabanızın su haznesine kendiliğinden yerleşmiyorsa, kutup balıklarının vücutlarında da bu maddeler kendiliğinden oluşmaz. Bu durum kutup balıklarının antifriz sistemine sahip olarak yaratıldıklarını gösteren çok açık delillerden biridir.

Ayrıca düzenli olarak soğuk ve buzlu sularda yaşayan balıklar tüm sene boyunca antifriz üretirken, kış aylarında soğuğa maruz kalan balıklar sadece bu aylarda antifriz üretirler.110 Tam gerektiği zamanlarda bu antifriz maddesinin üretilmesi, balıkların vücutlarında var olan her işlemin, Allah’ın ilhamıyla gerçekleştiğinin açık delilidir. Antifriz moleküllerinin suyun donma noktasını düşüreceğini, dolayısıyla donma tehlikesine karşı bir tedbir olabileceğini balığın kendisinin akletmesi kuşkusuz ki mümkün değildir. Şuursuz atomlardan oluşan şuursuz hücrelerin rastgele olaylar sonucunda bir araya gelerek önce muhteşem bir balık oluşturmaları, sonra da balığa uygun tedbirler düşünüp, bunları en mükemmel ve kusursuz şekilde var etmeleri elbette ki mümkün değildir. Bu, aklı ve mantığı yerinde olan her insanın rahatlıkla görüp anlayabileceği bir gerçektir. Canlıya tüm bu özellikleri veren, balığı ve bulunduğu ortamı mükemmel bir uyum içinde yaratan Allah’tır. Kuran’da, “… Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.” (Fussilet Suresi, 54) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın ilminin örnekleri her yeri sarıp kuşatmaktadır.

Bilim Adamları Antifrizli Balıklardan Öğreniyor

Bilindiği gibi yapay antifrizler, suyun donma noktasını düşürerek, arabaların soğuk iklim koşullarında çalışmasını mümkün kılar. Yapay antifrizlerin kullanım alanını sınırlandıran en önemli etken, zehirli kimyasallar içermeleridir. Bu nedenle bilim adamları, antifriz sistemini çeşitli alanlarda kullanabilmek için, canlılardaki doğal antifriz formüllerini taklit etmeye yönelmişlerdir. Ayrıca doğal antifrizler, kimyasal antifrizlerle kıyaslandıklarında 300 kat daha etkilidirler.111

     
 

Antarktika balıklarının kanında bulunan doğal antifriz, zehirli değildir ve büyük miktarlarda üretilebilir. Bu nedenle organ nakillerinde kullanılması planlanmaktadır.

 
     

Antarktik balıklarının kanında bulunan doğal antifriz, zehirli olmadığı ve büyük miktarlarda üretilebildiği için, bilim adamları bu maddeyi organ nakillerinde dokuların korunması için kullanmayı planlamaktadırlar.112 İnsandaki kan pıhtı hücreleri, 40C civarına soğutulduğunda zarar görür. Antifriz gliko-protein kullanılmasıyla, balıklarda olduğu gibi, narin hücre zarlarının parçalanmasını engellemek amaçlanmaktadır. Böylece nakli yapılacak organların daha düşük ısılarda bozulmadan korunması mümkün olabilecektir.113 Ayrıca antifrizlerin buza nasıl bağlandıklarının incelenmesi, gut, böbrek ve safra kesesi taşlarındaki zararlı biyolojik moleküllerin oluşum mekanizmasının anlaşılmasına ve çözüm geliştirilmesine de yardımcı olmaktadır.114

Tıbbi kullanımının yanı sıra, biyolojik antifrizin endüstri ve tarım alanlarında da kullanılması mümkün olabilir: Ekinlerin doğal antifriz içerikli koruma spreyleri ile donmaya dayanıklı hale getirilmesi, soğuk bölgelerde tarımsal faaliyetlerin gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca yiyeceklerin dondurulduktan sonra lapalaşmasını engellemek üzere, endüstri alanında da kullanılması düşünülmektedir.115

Balığın DNA’sındaki antifriz gliko-proteinin üretim bilgilerini içeren genin, tam olarak tanımlanabilmesi için araştırmalar sürmektedir. Bilim adamları, bu genin kodladığı protein ucuza ve bol miktarda elde edilebildiği takdirde, doğal antifrizlerin yaygın bir kullanımı olabileceğini düşünmektedirler. Örneğin kişinin kanına bir miktar özel antifriz proteini enjekte edilmesiyle, soğukta donması engellenebilecektir.116 Böyle bir genetik teknoloji günümüzde her ne kadar mümkün değilse de, bilim adamlarının araştırmalarına ışık tutmaktadır. Görüldüğü gibi Darwinistlerin “tesadüfen oldu” dedikleri antifriz, Darwinistlerin anlamaktan bile aciz kaldıkları muhteşem bir özelliktir. Darwinistler, gece gündüz laboratuvarlarda, Allah’ın yarattığı sayısız mucizeden sadece birini anlamaya ve çözmeye çalışmaktadırlar. Açıklamasını dahi yapamadıkları bu üstün yaratılışı takdir edebilmekten uzaktırlar. Allah’ı takdir edebilen akıl ve vicdan sahibi insanlar ise, yalnızca tek bir örnekle bile Yüce Allah’ın üstün kudretinin ve gücünün sergilendiğini açıkça anlayabilirler. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır. (Müminun Suresi, 21)

Penguenleri Donmaktan Koruyan Antifriz Sistemi

Normal koşullarda bir insan için buzun üzerinde çıplak ayakla yürümek pek mümkün değildir. Denense bile bir süre sonra bu kişi, donma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu durumda akla, “ömür boyu buzun üzerinde çıplak ayaklarıyla rahatlıkla yürüyen ve buna rağmen vücut ısılarını koruyan penguenler, bunu nasıl başarmaktadır” sorusu gelecektir.

Allah’ın Munis (Cana yakın, sevimli, dost) sıfatının bir tecellisi olan imparator penguenleri, yaşamlarının büyük bölümünü buz üzerinde yürüyerek, bir bölümünü ise okyanusta yiyecek arayarak geçirirler. Peki bir insan için özel önlemler almadan yaşamanın imkansız olduğu kutuplarda, penguenler donmadan nasıl yaşarlar?

Penguenlerin vücutlarının büyük bir bölümü, su geçirmez tüyleri sayesinde soğuktan korunur. Derilerinin altında bulunan kalın yağ tabakası da ısı izolasyonuna yardımcı olur. Hatta yağ tabakası ve tüyler birlikte o kadar iyi izolasyon sağlar ki, penguen güneşli bir günde aşırı ısınabilir. Ancak Yüce Allah yaşamlarını sürdürebilmeleri için penguenlerin vücutlarında aşırı ısınmayı engellemeye yönelik çok özel önlemler de yaratmıştır: Penguenlerin çıplak olan gagaları ve ayakları ısı kaybına izin vererek vücut sıcaklıklarının dengede kalmasını sağlar.

Ayrıca penguenlerin bacaklarındaki bazı atardamarlar, ayak ısılarına göre kan akışını ayarlayabilmektedir. Atardamarlar ayaklara -donma noktasından birkaç derece yüksekte tutulmasına yetecek kadar- kan göndermektedir. İşte bu tedbir sayesinde penguenlerin ayakları donmaktan korunur. Penguenlerin vücudunu soğuğa karşı tedbir mekanizmaları ile yaratan ve böylece onların kutuplarda yaşamlarını mümkün kılan, Rahman ve Rahim olan Allah’tır.

Sıcakkanlı Balinaları Soğuk Sularda Donmaktan Koruyan Damar Sistemi

Balinalar soğuk sularda yaşayan sıcakkanlı canlılardır. Vücutlarının içindeki sıcaklık insanlarınkine yakın olmasına rağmen, zamanlarının çoğunu okyanusta, kimi zaman donma derecesine yakın ısılarda geçirirler. Balinaların donmadan soğuk sularda yaşayabilmelerini mümkün kılan ise, kan damarlarının özel şeklidir.

Balinaların damarları “U” şekilli düzenlenmiştir. Sıcak kan cilde yakın yerlerde soğuk sudan ötürü soğumuş durumdadır. Ancak soğuk kan taşıyan damarın dönüş yolu, sıcak kan bulunan damarların çok yakınından geçtiği için, kan yeniden ısınır. Bu özel yapıdan ötürü, balinanın cildinden içeri doğru bir metreye kadarlık bölümde kanı soğuktur; ama iç taraflara doğru tüm damarlar sıcaklığını korumaktadır.117 Bu sistemde ısıya bağlı enerji kaybı olmaz. Balinanın sadece yüzeye yakın damarları soğuk, iç ısısı ise 35-370C olarak korunur. İster Antarktika’nın buzlu sularında olsun, ister Bermuda’nın sıcak sularında, balinaların vücut ısısı bu derecede sabittir. 118

Damarların özel şekli, soğuk bir ortam için en akılcı, en iktisatlı ve en güvenli modeldir. Mühendisler de ısı transferini en aza indiren bu modeli çok iyi bilirler. Örneğin buhar kazanlarının içinde yüksek ısı elde etmek için kullanılan bu sistem sayesinde, kazanın dışı çok ısınmaz ve etrafındaki havaya fazla ısı kaybı olmaz. Bu yapı, iç kısmı yüksek ısıda olan nükleer reaktörler için de son derece ideal bir modeldir.

Diğer taraftan bir balinanın dolaşım sistemi vücut ısısını korumak, yaymak ya da artırmak için ayarlanabilen özelliklere sahiptir. Göğüs, kuyruk ve sırt yüzgeçlerindeki atardamarlar başka damarlarla çevrilidir. Bu yüzden atardamarlarda dolaşan kanın ısısı, çevreye dağılmak yerine toplardamara aktarılır. Bu karşılıklı ısı alışverişi balinanın vücut ısısını muhafaza etmesine yardımcı olur. Balina daldığı zaman ise, kan, vücut yüzeyinden dışarı doğru yön değiştirir. Kan dolaşımındaki azalma da vücut ısısının korunmasını sağlar. Uzun süren hareketlerde veya sıcak suda, balina vücut ısısını dağıtmaya ihtiyaç duyabilir. Bu durumda göğüs, kuyruk ve sırt yüzgeçlerinin yüzeyine yakın damarlarda dolaşımı artırır. 119

Kuşkusuz ki, bir balinanın kan damarlarını bu şekilde düzenlemesi, bir fizikçi gibi ısı transfer şekillerini hesap edip, soğuk bir ortam için tedbir alması mümkün değildir. Hepsinden de ötesi bu damar yapısını genetik sisteminde kodlayabilmesi imkansızdır. Elbette ki hayvanın ne böyle bir muhakeme gücü ne karar alıp uygulama imkanı ne de genleri üzerinde bir hakimiyeti vardır.

Darwinistler ise tüm bu mucizevi yapıları tamamen zararlı olan tesadüfi mutasyonların gerçekleştirdiğini iddia ederler. Darwinistlerin hayallerindeki sözde kurtarıcı mutasyonlar, başı bozuk müdahalelerdir. Mevcut düzene mutlaka zarar getiren mutasyonlar, belli bir amaca yönelik düzenlemeler yapamazlar. Ayrıca mutasyonlar mevcut gen dizilimlerini bozarlar, onlarda yeni düzenlemeler yapmaları, canlıların genetik yapısına yeni bilgiler eklemeleri ise imkansızdır. Bu bakımdan mutasyonun etkisi, bir kitabın harflerini gelişigüzel karıştırmaya benzer. Ortaya çıkan yeni harf düzenlemeleri, kitabın anlatım üslubunu, cümlelerin anlamlarını mutlaka bozar; bunları olduğundan daha mükemmel hale getirmez ve yeni bilgiler eklemez. Dolayısıyla Darwinistlerin hayallerindeki tesadüfi etkilerin, canlılar üzerinde yapıcı değil yıkıcı etkileri olacaktır. Başıboş şuursuz müdahalelerle, onları soğuktan koruyacak akıl ve ilim içeren bir yapı ortaya çıkması imkansızdır. Bunun için ne kadar beklenirse beklensin, bu iddia sadece Darwinistlerin boş bir hayali olarak kalmaya devam edecektir.

     
 

Soğuk Sulara Uygun Yaratılmış Sıcakkanlı Bir Canlı: Balina

Balinanın bazı bölgelerinde, vücudun merkezinden sıcak kan getiren atardamarlar, vücudun dış kısımlarından soğumuş kanı taşıyan başka damarlarla çevrilidir. Böylece iki damar arasındaki ısı transferi sayesinde, vücut sıcaklığının dengelenmesi mümkün olmaktadır. Balina Allah’ın vücudunda yarattığı bu sistem sayesinde, sıcakkanlı bir memeli olmasına rağmen, soğuk sularda donmadan hayatını devam ettirebilir.

Genellikle balinalarda, atardamarların cilt yüzeyinin hemen altındaki kısmı, dış ortamdaki su kadar soğuk olur. Ama damarların yaratılışındaki özel donanım sebebiyle kan, vücudun iç bölgelerine doğru ısınarak ilerler. Bu, canlının iç organlarının donmasını engelleyen muhteşem bir sistemdir.

Yüce Allah, dilediği canlıyı, dilediği ortam ve şartlar içinde yaratıp yaşatmaya kuşkusuz ki kadirdir. Sıcakkanlı bir canlı olan balinanın buzlu sularda yaşaması da Rabbimiz’in yarattığı bu özel sistemlerle mümkün olmaktadır. Bu sistemi o canlıda meydana getirebilecek başka hiçbir güç yoktur. Tüm güç ve kudret, alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.

1 – Balık yağı

 
     

Çok Amaçlı Kullanılan Balina Yağı

Balinaların vücutları 10 cm’ye kadar varabilen kalınlıkta bir yağ tabakası ile kaplıdır. Bu yağ katmanı balinanın soğuk su ile arasındaki yalıtım malzemesi olarak işlev yapar ve canlının vücudunu aerodinamik şekle getirir. Bu tabaka balinalara nefes almaları için yüzeye çıkabilmelerini sağlayan doğal bir şamandıra görevi görür. Aynı zamanda bu sıcakkanlı memeliyi okyanusun soğuk sularından korur. Balina yağının bir başka özelliği ise şeker ve proteine nazaran 2-3 kat daha fazla enerji vermesidir.

Balina, binlerce kilometre yol katettiği ve yeteri kadar beslenemediği uzun göçlerde ihtiyaç duyduğu enerjiyi vücudundaki bu yağdan temin eder.

Bunun yanı sıra balina yağı lastik gibi esnek bir malzemeden oluşur. Balina kuyruğunu suya her vurduğunda kuyruğu önce sıkışır, sonra genleşerek eski halini alır. İşte bu özellik balinaya hem fazladan hız kazandırır hem de uzun yolculuklarda %20 oranında enerji tasarrufu sağlar. Balina yağı tüm bu özelliklerinden ötürü, bilinen en çok fonksiyona sahip malzeme olarak kabul edilmektedir.

Balina yağı balinalarda yüzyıllardır var olan ve insanlar tarafından da bilinen bir maddedir. Ancak bu yağın bir ağ gibi birbirine geçen kolajen liflerden oluştuğu ve diğer özellikleri yakın bir zamanda keşfedilebilmiştir. Bilim adamları bu yağ-kompozit karışımının işlevlerini tam anlamak için halen çalışmalar yapmaktadırlar. Şu ana kadar edinilen kısıtlı bilgiler bile, sentetik malzeme üretiminde son derece faydalı olmuştur.

Buzun İçinde Hapsolan Alglerin Yeniden Canlanması

Antarktika’da kış gelip de denizler donduğunda, büyük miktarda organizma buzun içerisinde kalır. Buz içinde donmuş canlıları bekleyen pek çok tehlike vardır. Bu tehlikelerin başlıcası şudur: Sıcaklık donma derecesine yaklaştıkça, vücuttaki su molekülleri bir araya gelerek, uçları ustura şekilli buz kafesleri meydana getirirler. Hücre içindeki moleküler buzlar büyüdükçe, buzların keskin uçları hücre zarlarına saplanarak onları parçalar.120 Vücut dokularındaki bu tahribat ölümle sonuçlanır. Bu nedenle buz kristallerinin oluşumunu engelleyebilmek için tek hücreli alglerde antrifriz molekülleri vardır. Bu moleküller hücrenin içerisindeki çözülmüş halde olan sıvının yoğunluğunu artırarak, suyun dışarı kaçmasını engellerler. Aynı zamanda eriyik haldeki bu moleküller, suyun içerisindeki parçacık yoğunluğunu da donmayı engelleyecek seviyeye getirmiş olurlar.

     
 

Denizler donduğunda büyük miktarda organizma buz içinde kalır. Bu durum, organizmalar için de, organizmaların yaşam sağladığı insan dahil tüm diğer canlılar için de büyük bir tehlikedir. Ancak bu tehlikeye karşı tek hücreli algler, antifriz molekülleri ile donatılmışlardır. Bu moleküller, kendilerini çevreleyen suyu, donmayı engelleyecek bir seviyede tutmakta ve bu da alglerin canlı kalmasına olanak vermektedir.

Alglerin Korunma Metodu: Kış Uykusu

Etrafı kaplayan buz, alglerin bütün besin kaynaklarını yok ettiğinden, algler çözüm olarak kış uykusuna yatarlar.

etabolizmaları uyku halinde de olsa aslında canlıdırlar. Buz dağının kalınlığından dolayı güneş ışığından da mahrum kalırlar. Bu durumu telafi edebilmek için de fotosentetik pigmentleri devreye sokarlar. Farklı uzunluklardaki dalga boylarını yakalayabilen pigmentler vesilesiyle algler güneş enerjisinden faydalanabilirler.

 
     

Diğer taraftan etrafı kaplayan buz, bu canlılar için tam bir hapishane gibidir. Bu dönemlerde algler, her türlü besin kaynağından izole olurlar. Çözüm kış uykusuna yatarak minimum enerji harcamaktır. Özellikle de silis malzemesinden bir kabuk ile çevrili algler, metabolizmaları uyku halinde bile olsa, aslında canlıdırlar. Ancak buzdağının kalınlığından dolayı güneş ışını derinlere ulaşamaz, bu nedenle buzdağının altındaki algler güneş ışınlarından yoksun kalırlar. Algler bu noksanlığı fotosentetik pigmentler ile telafi ederler. Çok farklı uzunluktaki dalga boylarını yakalayabilen pigmentler vesilesiyle, klorofil bakımından zenginleşirler. Böylece güneş enerjisini bünyelerinde depolamaları mümkün olur. Fotosentez olarak bilinen bu kompleks işlem, günümüzde halen suni olarak gerçekleştirilememekte, hatta sistemin işleyişi tam anlamıyla çözülememektedir. Ancak bu mikroskobik canlılar, gözle görülmeyen bir boyutta dev bir tesis gibi çalışırlar. Allah bu özel varlıkları pek çok canlının besin kaynağı yaparak, kutuplardaki yaşam zincirinin önemli bir halkası kılmaktadır. Bir ayette Rabbimizin üstün yaratması şöyle haber verilmektedir:

De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)

Kutuplar İçin Yaratılmış Bir Başka Canlı: Weddell Fokları

Dünyanın en güneyinde yaşayan memelilerden Weddell fokları, Antarktika’nın soğuk sularına çok uyumludur. Derilerinin altında ısının çabuk kaybını önleyen, kalın bir yağ tabakasına sahip olan Weddell fok balıkları, hava sıcaklığının –560C, su sıcaklığınınsa –260C’ye kadar düştüğü sert kış koşullarına bile dayanabilirler. Fokun vücut şekli hem suda rahatça hareket etmesini sağlar hem de dondurucu sudan dışarı çıktığında ve soğuk suya girdiğinde vücut ısısını korumasına yardımcı olur. Ayrıca bu canlıların dolaşım sistemi, balina ve yunuslar gibi ısı kaybını engelleyecek bir düzene sahiptir. Atardamarlar vücut yüzeyindeki daha soğuk olan kanı alıp, sıcak kanı taşıyan damarlar arasından geçerek ısı transferi yaparlar.

nehir manzarası

 

Soğuk havalarda önce ellerimiz ve ayaklarımız üşür. Bunun nedeni, kanın hayati organları sıcak tutmak için, ayaklardan ve ellerden çekilmeye başlamasıdır. Dolaşım sistemimizin aldığı bu mucizevi tedbirin bir benzeri, penguenlerde de vardır. Kontrollü kan akışı sayesinde, penguenlerin ayakları buz üzerindeyken donmaz. Bu özellik, onlara Allah’ın bahşettiği nimetlerden biridir.

Foklar koruyucu tüylerden oluşan bir dış palto, su geçirmeyen yoğun bir alt palto ve özel yağ katmanı ihtiva eden bir yalıtım sistemine sahiptirler. Derine daldıklarında bu yağ katmanı basınç altında ezilmez; böylece ısıyı muhafaza etme özelliklerini kaybetmezler. Fok, memeli bir hayvandır, dolayısıyla hayatta kalabilmesi için soluk alması şarttır. Bu yüzden buzlarla kaplı suyun altında kendine bir çıkış deliği oluşturur. Uzun dişleriyle buzu rahatça kemirir, kırar ve kendine hava deliği hazırlar. 121

     
 

Kutup Canlıları İzolasyon Sistemi ile Yaratılmışlardır

Su, havadan 25 kez daha iletkendir; dolayısıyla su ortamında ısı kaybı hava ortamına oranla 25 kez daha hızlı olur. Belli bir hacimdeki suyu ısıtmak için gereken ısı miktarı ise, aynı hacim havayı ısıtmak için gerekenden 1.000 kez daha fazladır. Bu nedenlerle, korumasız bir dalgıç, aynı ısıdaki hava ortamına göre, sıvı ortamda vücut ısısını 3.470 kez daha fazla kaybeder. Dalış elbisesi kullanmanın ana amacı da, ısı kaybına karşı izolasyon sağlayabilmektir. Soğuk sularda yaşayan hayvanların ise, ısı izolasyonu sağlayan yağ tabakaları ve kürkleri doğuştan hazırdır.

Balıkları Bekleyen Buz Tehlikesi

Herhangi bir balığı kutup sularına koyacak olsanız, hayatını devam ettiremez. Derileri ya da solungaçları buzla temas ettiğinde, vücut sıvıları hemen donmaya başlar ve sonunda balıklar ölürler. Bunun nedeni vücut sıvılarında oluşan buz kristallerinin, canlının dokularını içten parçalamasıdır. Şu halde, kutuplardaki buzlu sularda yaşayan balıklar neden donmazlar? Çünkü bu balıklar, Allah’ın vücutlarında yarattığı donmayı engelleyen antifriz sistemiyle yaratılmışlardır. Bütün olumsuz koşullara rağmen, Güney Antarktika’nın dondurucu soğuklarında, balıkların hayatlarını devam ettirebilmeleri, Allah’ın izniyle gerçekleşen son derece olağanüstü bir durumdur.

 
     

Foklar buzlarla kaplı bir ortamda yaşamak üzere yaratılmışlardır. Sahip oldukları özellikler vesilesiyle besinlerine rahatlıkla ulaşır ve tehlikelerden korunurlar. Bu olağanüstü özelliklerin tamamının üstün bir yaratılışı gösterdiğini kuşkusuz Darwinistler de çok iyi bilirler. Fakat sahte Darwinizm dini uğruna, çocukların bile güleceği mantık dışı senaryoları savunmaktan çekinmezler. Örneğin Darwinistlere göre bu foklar, ayıya benzer bir canlıdan evrimleşmişlerdir. Bu öylesine mantıksız bir iddiadır ki, şu anda bile Darwinistlerin büyük bir kısmı bu iddiaya karşı çıkmaktadır. İddia edilen sahte senaryoyu destekleyen hiçbir fosil kanıtı olmadığı gibi, böyle bir geçişin imkansızlığı da, tüm bilim adamlarının –kabul etmek isteseler de istemeseler de- hemfikir olduğu bir konudur. Bilimsel gerçeklere rağmen böyle hayali bir senaryonun, yani evrimin savunulması, içinde bulunduğumuz yüzyılın en şaşılacak, en hayretle izlenecek gerçeklerinden biridir.

     
 

Denizaslanları Buzlu Suda Nasıl Yaşarlar?

Denizaslanları dondurucu soğukluktaki kutuplarda yaşarlar. Memeliler sınıfına dahil olan bu canlılar, yaşamlarını buzlu suların içinde sürdürmelerine rağmen soğuktan hiç etkilenmezler. Bunun nedeni vücutlarında bulunan koruyucu yağ tabakasıdır. Derilerinin altındaki bu yağ katmanı sayesinde, vücutları sürekli sıcak kalır.

Kutupsal alanlarda yaşayan denizaslanlarının bir diğer ilginç özelliği ise, ağızlarındaki uzun dişleridir. Bu dişler sayesinde kendilerini en önemli düşmanlarından biri olan kutup ayılarına karşı korumakta ve midye, yengeç, salyangoz gibi sert kabuklara sahip olan avlarını yakalayabilmektedirler. Sahip oldukları kalın, kaba derileri de bu canlıların, düşmanlarının keskin dişlerinden ve çevrede bulunan sivri kaya parçalarından korunmalarını sağlar.

Denizaslanları vücutlarındaki fazla kiloları nedeniyle karada çok hızlı hareket edemezler, ancak bu durum suyun içindeyken geçerli değildir. Suda oldukça hareketlidirler ve uzun mesafeleri hiç durmadan yüzebilirler. Avları için 105 metre gibi oldukça derin bir mesafeye hiç zorlanmadan dalabilirler. Yüce Rabbimiz tüm canlıları benzersiz özelliklerle yoktan var etmiştir. Allah’ın, diğer tüm canlılara olduğu gibi, denizaslanlarına da bahşetmiş olduğu özellikler, bizlere Rabbimiz’in üstün yaratışını gösteren delillerdendir.

De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?.. (Fatır Suresi, 40)

Antarktika Dişli Balığının Yaratılışındaki Hikmetler

Antarktika dişli balığı (Dissostichus mawsoni) Antarktika’yı kuşatan Güney Okyanusu’nun (Antarktika Okyanusu olarak da bilinir) dondurucu sularında yaşamasına olanak veren antifriz gliko-protein üretmesi ile ünlüdür. Ayrıca bu balıkların kalpleri altı saniyede bir atar. Antarktika dişli balığı üzerinde yapılan araştırmalar, insan kalbinin yavaş attığı ya da vücut ısısına bağlı olarak, yeterince atmadığı zamanlar için, tıbbi çözümlere ışık tutmaktadır.

2.000 metre derinlerde görülebilen, 2 metre boyunda, 135 kilogramdan ağır bu balıkların iki türü bulunmaktadır: Antarktika dişli balığı (Dissostichus mawsoni) ve Patagonya dişli balığı (Dissostichus eleginoides).122 Patagonya dişli balığı ile görünüşü ve davranış şekilleri çok benzer olmasına rağmen, sadece Antarktika’nın soğuk sularında yaşayan Antarktika dişli balığı, dokularında ve kanında antifriz gliko-proteinlerine sahiptir. Patagonya’da daha sıcak sularda yaşayan Patagonya dişli balığı ise, bu proteinlere sahip değildir. Böyle bir proteine sahip olmasına da ihtiyaç yoktur, çünkü yaşadığı sular donma tehlikesinin söz konusu olmadığı sıcak sulardır.

Patagonya dişli balığının bu proteine sahip olmayıp, sadece soğuk sularda yaşayan Antarktika dişli balığında bu proteinin olması, canlılardaki üstün ve hayranlık uyandırıcı yaratılışın açık bir örneğidir. Bu, Yüce Rabbimiz’in üstün gücünün ve kudretinin bir başka delilidir. Bu canlıları yaşadıkları ortama uygun özelliklerle birlikte yoktan yaratan Yüce Allah, sonsuz ilim sahibidir. Kuşkusuz ki O, tüm alemlerin Rabbi’dir. 

 
     

Şunu tekrar belirtmek gerekir ki, şimdiye dek elde edilen 350 milyondan fazla fosil, evrimi çok kesin şekilde reddetmiştir. Fosil kayıtları canlıların milyonlarca yıldır hiç değişmediklerini, milyonlarca yıl önce bugün oldukları şekilde yaratılmış olduklarını ortaya çıkarmıştır. Fosil kayıtlarında görülen mükemmel ayılar, mükemmel foklar bugünkü gibidir. Canlılar hiçbir değişime uğramamışlardır. Canlı türleri arasında herhangi bir geçişi gösteren tek bir tane bile ara form yoktur. Bu durum, zaten bilimsel olarak imkansız olan, canlıların birbirine dönüşümü senaryosunu, yani evrim teorisini tamamen geçersiz kılmaktadır.

Tüm diğer canlılar gibi, fokların yaşamlarını sürdürmeleri için de, şu anki tüm özellikleri ile birlikte yaratılmaları gerekir. Fosil kayıtlarının gösterdiği gerçek, tüm canlıların tüm özellikleri ile bir anda yaratıldıklarıdır. Darwinizm, her bilimsel delil ile, her bulunan fosil ile tekrar tekrar yok olmaktadır.

DİPNOTLAR

Advertisements