Süngerler bitkiye benzemelerine rağmen, aslında çok hücreli “hayvanlardır”. Büyümek için yeterince besin alabilecekleri bir bölgede, kendilerini sert bir zemine yapıştırıp yaşarlar. Bu nedenle kumluk ya da çamurlu bölgelerde süngerlere daha az rastlanır. Kendini kayalık zemine yapıştıran bir sünger, hareketli olmadığı için, bulunduğu yerde 24 saat boyunca deniz suyunu filtreden geçirerek beslenir. Süngerler, kendi hacimlerinin 20.000 katı kadar deniz suyunu pompalayarak süzebilirler.123 Bu olağanüstü bir miktardır; süngerlerin deniz suyunu süzme hızı ise, saatte 200 litreye varabilmektedir.124

Süngerlerin bilimsel ismi “gözenek taşıyan” anlamına gelen Porifera’dır. Vücutları ufak deliklerle kaplıdır ve tıpkı minyatür elektrik süpürgeleri gibi hareket ederek, küçük deliklerden suyu içeri alıp, daha geniş deliklerden dışarı atarlar. Suda akıntılarla taşınan mikroskobik organik maddeler, diatom, bakteri, plankton gibi besinlerle birlikte oksijen, süngerin gözeneklerinden içeri alınır. Bu süzme işlemi öylesine yoğundur ki, çay fincanı büyüklüğündeki bir sünger, bir günde 5.000 litre suyu filtreleyebilir. Üstelik bunu yaparken son derece verimli çalışır: İçine çektiği sudaki bakterilerin %90’ını bünyesinde tutmayı başarır.

Süngerlerin büyük çoğunluğu, suyun dışında kısa bir süre bile kaldıklarında, havanın ve güneş ışığının etkisiyle ölürler. Rengarenk, canlı süngerler laboratuvara taşındıklarında önce renkleri solar, sonra da sulu çamur haline dönüşürler. Bu nedenle, süngerlerin kimliğini belirlemek için mikroskobik düzeyde analiz yapmak gerekir. Diğer taraftan süngerler, güneş ışığı ve havayla karşılaştıklarında ölseler bile, su içinde tekrar tomurcukları canlanır ve bunlardan yeni süngerler oluşabilir.

Süngerlerin dünya çapında 5.000-6.000 türü tanımlanmış olmasına rağmen, bu sayının gerçekte en az üç katı olduğuna inanılmaktadır. Kayayı kaplayan ince renkli bir katman gibi saran türlerden, iri yelpaze, ağaç ya da varil gibi olanlara kadar görünümleri çok çeşitlidir. Kimileri yalnızca birkaç santimetre büyüklükte, kimileri de 2 metre kadardır. Süngerlere hemen hemen her derinlikte -kıyıların en sığ yerlerinden 8.600 metre derinliklere kadar- rastlamak mümkündür.

İlk süngerlerin yaklaşık 800 milyon yıl önce ortaya çıktıkları bilinmektedir.125 Süngerler de diğer tüm canlılar gibi fosil kayıtlarında aniden ve bugünkü görünümleri ile belirirler. Yüz milyonlarca yıldır değişmeden kalmış olan bu canlılar, Darwinistler tarafından sözde “en basit ve ilkel çok hücreli canlı grubu” olarak tanımlanırlar. Süngerlerin, pek çok canlıda olan kalp, beyin, ciğer gibi organlarının ve sinir sistemlerinin bulunmaması, bu canlıları Darwinistler için bir spekülasyon konusu haline getirmiştir. Oysa bu canlı hakkında yapılan tüm ilkel canlı spekülasyonları büyük bir aldatmacaya dayanmaktadır.

Süngerlerin yapılarındaki detaylar, bilimsel araştırmalara yön verecek pek çok üstün özelliğe sahiptir. Önemleri ancak günümüzde anlaşılan süngerler oldukça kompleks özellikler barındırırlar. Bilim adamları halen süngerlerin nasıl olup da sindirim sistemleri, sinir sistemleri, beyinleri ve kasları olmadan nefes aldıklarını, besinleri sindirdiklerini ve kendilerini koruduklarını anlayamamışlardır. Hücre seviyesindeki yaşamsal faaliyetleri ise, sinir sistemi olmadığı halde mükemmel bir koordinasyon içinde gerçekleşmektedir.

1600’lü yıllarda İngiliz bitki bilimciler, süngerler hakkında, “Sünger diye adlandırdığımız ve deniz köpüğünün oyduğu bazı maddelerden bilimsel yayınlarda söz etmek çok fazla yer kaplayacağı gibi, okuyuculara da pek katkısı olmaz” diyorlardı. Ancak bugün, süngerler birçok bilimsel araştırmaya konu olmakta; özellikle de tıp ve teknoloji dünyasına ışık tutarak bilim adamlarına ilham vermektedir.

Burada zaman zaman gündeme getirilen önemli bir bilgiyi tekrar hatırlatmakta yarar vardır: Darwinistler, bir canlı üzerinde “ilkel” demagojisi yapıp dururken, henüz daha tek bir proteinin dahi nasıl oluştuğunu açıklayamamaktadırlar. Süngerin sahip olduğu tek bir protein, Darwinistlerin tüm bilgilerini, tüm yeteneklerini ve tüm iddialarını ezip giderecek kompleksliktedir. Müthiş komplekslikteki hücrenin kendisi değil yalnızca hücrenin içindeki tek bir protein seviyesinde Darwinistlerin “ilkel” iddiası bitmiş bulunmaktadır. 150 yıldır laboratuvarlarda büyük bir heves ile yürütülen ve uğruna milyonlarca dolar harcanan tek bir protein üretme çalışmalarının başarısızlığı, Darwinistlerin “tüm canlılık tesadüfen meydana geldi” açıklamalarını tamamen yıkıma uğratmıştır. İşte bu sebeple, Darwinistlerin insanları aldatmak için kullandıkları “ilkel” izahları ile karşılaşıldığında, ilkel yakıştırması yaptıkları canlının tek bir proteinini açıklamaktan dahi aciz kaldıklarını mutlaka hatırlamak gerekmektedir. (www.proteinmucizesi.com)

İlerleyen sayfalarda detayları anlatılacak olan veorganik bir beyne dahi sahip olmayan süngerler, fabrikada üstün teknoloji ve bilgi ile üretilen bir filtreden çok daha üstün bir teknoloji sergilemektedir. Yüce Rabbimiz’in yaratma sanatının örneklerinden biri olan süngerler Yaratılış’ın apaçık delillerindendir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) (Hud Suresi, 56)

Sünger Gözeneklerinin, Mikroskop Altında Ortaya Çıkan İncelikleri

Süngerin dış delikleri, dallanıp budaklanan geçit ve kanallarla adeta bir labirenti andırır. Ancak bu labirent çok profesyonel bir filtre makinesi gibi çalışır. Süngerlerin içindeki kanallar sistemi, büyük delikler ve bunların iç duvarlarını kaplayan küçük gözeneklerden oluşur. Süngerin yüzeyindeki büyük deliklerden giren su, gözeneklerden geçerken, içerdiği besin maddeleri özel hücreler tarafından süzülüp alınır. Besinler alındıktan sonra kalan su, çok sayıdaki boşaltıcı delikten dışarıya atılır. Aslında bu birkaç cümleyle ifade edildiği kadar kolay bir işlem değildir. Bu görevi genel hatlarıyla şöyle tarif edebiliriz. Bunu eğer bir insan yapacak olsa, bir kişinin musluğundan akan sudaki bakterileri ayıracak şekilde, suyu mikroskobik düzeyde filtrelemesi gerekse; bunun için kapsamlı bir teknoloji kullanması, akıl yürütmesi, ilmi bilgileri değerlendirmesi ve çeşitli deneme yanılma yöntemlerine başvurması gerekirdi. Üstelik bu göreve, 24 saat boyunca dinlenmeden vakit ayırması ve sonucunda bakterilerin %90’ını yakalaması gerekirdi. Aynı zamanda hiç masraf yapmaması, çevreyi kirletmemesi gerektiği gibi koşulların da eklendiği düşünülürse, süngerlerin filtrelemedeki başarısı daha iyi anlaşılacaktır.

Süngeri diğer hayvanlardan ayıran, vücutlarındaki “yaka hücreleri” denilen özel hücreler tarafından oluşturulan odacıklardır. Süngerin kanalları içerisindeki odaları oluşturan bu özel hücreler, “flagellum” adı verilen yapışkan, tüyümsü birer kamçıya sahiptirler. Kamçılı yaka hücreleri iki amaca hizmet ederler: Birincisi kamçılarıyla yaptıkları küçük darbelerle, oksijen ve besin maddeleri taşıyan suyu süngere doğru yöneltirler. Kamçının ileri geri hareketi, sudaki atıkları ve karbondioksidi dışarı püskürtürken, besin ve oksijeni içeri pompalar. İkincisi, yaka hücrelerinin yapışkan halkaları, su ile gelen küçük besin parçalarını yakalar. 10 cm boyunda ve 2 cm kalınlığında bir süngerin 2 milyonu aşkın yaka hücresi vardır ve bu sünger kanallarından günde 110 litre su pompalanabilir.

Bu hücreler sudaki bakteri, küçük yosun ve organik atıkları yuttuktan sonra, bunları besin torbacığı denilen hücrelere geçirirler. “Arkeosit” denilen bir başka tür hücre ise, sindirilen besinleri diğer hücrelere iletir. Tüm hücreler arasında yoğun bir oksijen ve karbondioksit değişimi mevcuttur. Bilim adamlarına göre süngerler büyük parçaların yanı sıra bakteri gibi küçük parçacıkları da yakalayıp sindirebildiklerinden dolayı, yeryüzündeki en verimli süzme yöntemine sahiplerdir.

Süngerin gövdesi ise “spikül” denilen, küçük iğne benzeri sivri uzantılarla kaplıdır. Sünger iskeletinin en önemli unsurlarından biri olan spiküller, kalker, silis ve keratin bileşiminden oluşurlar. “Spongin” denilen proteinli bir madde de, spikülleri bir ağ gibi örerek iskeleti oluşturur. Kimi süngerlerde iskelet yapısı bağımsız duran spiküllerden oluşurken, kimilerinde bu uzantılar uçlarından birbirleriyle kaynaşmış, sağlam bir kafes şeklindedir. Bir çok sünger yalnızca iskeletlerinin mikroskobik incelemesi sonunda tanımlanabilir; fotoğraftan tanınmaları ise zordur. (www.dogadakiayetler.com)

Diğer taraftan süngerlerin “arkeosit” adı verilen özel hücreleri, gerektiğinde herhangi bir başka hücreye dönüşebilirler. Asli görevleri filtrelenen besinleri diğer hücrelere taşımak olmasına rağmen, gerektiğinde süngerin içinde ilerleyerek, iskelet oluşumuna yardım ederler. Yalnızca bu kadarla kalmayıp, yumurtaların üretimini ve süngerin çevredeki değişimlere kimyasal ve fizyolojik tepkiler vermesini de sağlarlar. Örneğin, kimi hücreler şişerek ya da karşı harekette bulunarak süngere gelen su akımını düzenlerler.

Süngerin kendi kendine ya da tesadüfi etkilerle, böylesine verimli çalışan bir filtreleme sistemine sahip olması kuşkusuz ki mümkün değildir. Bir beyni dahi olmayan süngerlerin, kendi kendilerine suyun içindeki mikroskobik canlılarla beslenmeyi düşünmeleri; bunu mümkün kılacak şekilde hücrelerine özel şekil vermeleri; bunları bir koordinasyon içinde düzenlemeleri elbette ki söz konusu olamaz. (Buradaki beyni dahi olmayan canlı örneği, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için verilmektedir. Canlının beyninin olup olmaması bu üstün özellikleri gerçekleştirebilmesine bir açıklama sunmaz. Çünkü tüm canlılar, gerçekleştirdikleri her işi Allah’ın ilhamıyla yaparlar.) Sünger, teknoloji harikası bir fonksiyona sahipse; bu, yapısındaki her detayın belli bir amaca yönelik, yerli yerinde, en ideal şekil ve özellikte yaratılması dolayısıyladır. Süngeri, besinini sağlayacak muhteşem özelliklerle yaratan, Kuran’da bildirildiği gibi, “Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır.” (Zariyat Suresi, 58)

Teknoloji Harikası Cam Süngerleri

Bir bina düşünelim… Dış yüzeyi parlak ve son derece estetik görünüme sahip bir camdan oluşsun. Üstelik bu cam bina öyle sağlam temellerle yere bağlanmış olsun ki en şiddetli depremlere dahi dayansın. Ayrıca binayı oluşturan cam da her türlü darbeye kırılmadan karşı koyabilsin… Bu, günümüz şartlarında insanlar için çok uzak görünen, ideal bir modeldir. Ancak Rabbimiz’in benzersiz yaratma sanatı vesilesiyle, böyle bir cam bina örneğine okyanusların derinliklerinde rastlanmaktadır.

“Venüs Çiçek Süngeri” de denilen cam süngerler (Euplectella aspergillum), bir çift karidesin yuva yapabileceği büyüklükte cam bir bina inşa ederler. Malzemesi cam olmasına rağmen, binanın iskeleti son derece esnektir. İşte bu özelliklerinden dolayı okyanus dibinde dünyanın en dayanıklı camını üreten canlı olarak bilinirler. Batı Pasifik Okyanusu’nun 1.000 m derinliklerinde yaşayan bu süngerler, okyanus zeminine cam tellerle bağlanırlar. Bu öylesine sıkı bir bağdır ki, bu sayede okyanus akıntıları ve etkilerine karşı koyar ve kopmadan yaşamlarını devam ettirebilirler. Süngerin okyanus tabanına böylesine sağlam bağlanmasını sağlayan yapı ise, ancak elektron mikroskobu altındaki incelemelerle ortaya çıkmaktadır.

Benzersiz Bir İnşaat: Kırılmayan Camdan İskelet

Kırılgan bir malzeme olan camı, dayanıklı bir yapı malzemesine dönüştüren Venüs süngeri, iskeletinin inşasında, makine mühendisliği ders kitaplarında geçen temel prensiplerden bir çoğunu kullanır. Bu cam kafesler, en az yedi katlı yapısal bir düzenleme ile inşa edilir. Deniz zemininden itibaren 20-30 santimetre kadar yükselen bu güçlü cam kafeslerin mimarisini anlayabilmek için, metrenin milyonda biri ve milyarda biri gibi ölçülerle düşünmek gerekir.

İskeletin temel yapısını oluşturan ve “spikül” denilen iğne benzeri cam çubukların çapı, bir metrenin 10 ila 100 milyonda biri kadardır.126 Böylesine küçük boyutlarda olmasına rağmen, çok kompleks bir yapıya sahiptir. Yaklaşık insan saçı kalınlığındaki bu çubuklar, kafesin kirişleri vazifesi görür ve kirişlerin her katmanı cam ve yapışkandan oluşur. Her bir ince cam katmanı, daha da küçük olan birbirine monte edilmiş cam parçacıklarından meydana gelir: Burada bahsedilen, metrenin milyarda biri kadarlık boyuttaki cam parçacıklarıdır. Her bir cam katmanının arasındaki tutkal, tüm iskelete olağanüstü bir güç katar.

Bu cam teller, demetler halinde paketlenmiştir. Teker teker incelendiğinde tellerden daha güçlü olan bu yapı, mimarideki tarifiyle “fiber-güçlendirilmiş kompozit kirişler” oluşturacak şekilde tutkallanmıştır. Bunun anlamı şudur: Kirişler yatay ve dikey olarak üzeri kapalı bir silindir şeklini alan cam kareler oluşturacak şekilde sıralanmıştır. Kirişlerin kesiştiği yerler ise, yine cam tutkalla sağlamlaştırılmıştır. Süngerin cam kafesinin, spiral şekilli yüzey sırtlarıyla paketlenmesi de, süngerin boş bir içecek kutusu gibi sıkıştırılmasına engel olur. Bu özel yapı, denizin zeminine, okyanus akıntılarının baskı ve zorlamalarına karşı koyacak şekilde yumuşak tortularla bağlanır.

Cam süngerlerdeki fiberlerle-güçlendirilmiş harç malzemesi kullanılması, kolonları güçlendirmek için kirişlerin demet halinde ve 45 derecelik açılarla birleştirilmesi, modern mimaride kullanılan tekniklerdir. Kitap raflarından binalara kadar kullanılan bu çapraz kiriş tekniği, insanların akıl ve tecrübe ile ancak genel hatlarıyla geliştirebildikleri bir yöntemdir. Okyanus derinliklerinde hareketsiz yaşayan bir canlının, iskeletine sağlamlık kazandıracak şekilde, bir mimar ya da inşaat mühendisi gibi çözümler oluşturması, kuşkusuz ki olasılık dışıdır. İskeletin yapısını mikroskobik düzeyde inceleyen bilim adamı Joanna Aizenberg, “Sünger tam olarak gerektiği kadarını kullanıyor, daha fazlasını değil.” demekte ve sözlerine şunu ilave etmektedir:

Bu beni şaşırtıyor. En çılgın rüyalarımda bile bu fiberlerin neredeyse mükemmel, çok düzgün kare hücreler, çapraz destekler ve kafesin yüzey sırtlarını oluşturacak şekilde nasıl bir araya getirildiklerini hayal edemiyorum… Bu cam iplikleri bükebilir, döndürebilirsiniz, ancak muhtemelen uyguladığınız gücün enerjisi tutkalın içinde dağıldığı için kırılmayacaklardır.127

Aizenberg, Nature dergisindeki inceleme yazısında ise, süngerdeki cam ipliklerin sağlamlığını şöyle tarif etmektedir:

Doğa, çok güçlü yapı malzemelerinin sayısız örnekleriyle bilim adamlarını ve mühendisleri büyüler. Bu malzemeler, genellikle nanometreden çıplak gözle görülen ölçülere kadar kompleks hiyerarşik bir organizasyon sergilerler. Her yapısal düzey, ortaya çıkan tasarıma mekanik dayanıklılık ve sağlamlık açısından katkı sağlar… Cam, kırılganlığına rağmen biyolojik dünyada yapı malzemesi olarak yaygın şekilde kullanılır… Silisli süngerlerdeki spiküllerin, benzer boyutlardaki kırılgan, sentetik cam çubuklara kıyasla, olağanüstü esneklik ve dayanıklılık gösterdikleri belirlenmiştir.128

Venüs süngeri için, Science dergisindeki bir makalede,”biyologları ve malzeme geliştiren bilim adamlarını şaşkınlığa uğratan ve ileride biyolojiden esinlenerek geliştirilecek proje ve malzemeler için notlar aldıran cam kafesler inşa ediyor” denilmekte ve şu ifadelerle devam edilmektedir:

Kafes şeklindeki çalışma her iki karede bir, en kuvvetli kafesi en az maliyetle elde etmeye yardımcı olacak çapraz kirişlerle güçlendirilir. Çapraz kirişlerin sayıları ve yerleşimleri, mühendislerin maksimum dayanıklılığı elde etmek için gerekli minimum desteği hesaplamakta kullandıkları denkleme uygundur. 129

Ayrıca bilim adamları Venüs süngerinin dayanıklı cam özelliğinin insanların ürettikleri cam ile karşılaştırıldığında çok daha üstün kalitede olduğunu vurgulamaktadırlar. Bunları haber yapan yayınların bir kısmının başlıkları şöyledir:

“Sünger, İnsan Yapımı Fiber Optiklerden Daha İleride” (USA Today) , 130

“Camsı Süngerin Fiber Optikleri İnsan Yapımı Olanlardan Daha İyi” (San Francisco Chronicle) , 131

“Deniz Süngeri Daha İyi Fiber Optik Kablolar İçin İlham Veriyor” (Scientific American)132

Kuşkusuz bu canlının hayret uyandıran mimari yeteneği, Yüce Allah’ın üstün ilim ve sanatının bir tecellisidir. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O’dur; bu O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en Yüce misal O’nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Rum Suresi, 27)

Darbelere Karşı Sağlamlık Kazandıran Muhteşem Yapı

Venüs süngerinin yapısında göze çarpan ilk özellikler silindirik olması ve bu silindirin duvarlarındaki ızgara benzeri yatay ve düşey kirişlerdir. Kirişlerin kesiştiği yerler ise camdan çimentoyla sertleştirilmiştir. Bu üç boyutlu silindir yapı, bir darbe aldığında süngeri ezilmekten korur.

Bu muhteşem yapı elektron mikroskobunda incelendiğinde, mikrometre ölçeğindeki her kirişin, çok sayıda daha ince silindirlerin birleşmesiyle oluştuğu görülür. Bu paralel silindir demetleri, tek bir silindir yapıdan çok daha kuvvetlidir. Çünkü her silindir, organik tutkalla yapıştırılmış iç halkalardan oluşur. Bu halkalar tıpkı bir ağaç kesildiği zaman ortaya çıkan eşmerkezli ağaç halkalarına benzer. Halkalar silindirin merkezine doğru daha kalınlaşır. Nitekim dış halkalar kabaca 0,2 mikrometreyken iç halkalar yaklaşık 1,5 mikrometre kalınlığa ulaşır. Bu yapı ise süngeri neredeyse kırılmaz hale getirir.

Science dergisi yazarı, California Üniversitesi’nden James Weaver, bu canlılardaki üstünlüğe şöyle değinmektedir:

Bu iskelet sisteminin inşasında süngerin kullandığı temel mühendislik tasarım prensiplerinin sayısı olağanüstüdür… Anatomilerindeki yalınlığa rağmen, süngerler bilinen en kompleks ve çeşitli iskelet sistemlerini oluşturabilmektedir. 133

Normal bir cam çubuk kolaylıkla çatlar, çünkü darbe çubuğun diğer bölgelerine de iletilir. Fakat Venüs süngerinin tabakalı cam çubuğuna uygulanan herhangi bir darbe, tabakalar arasındaki organik tutkal içinde yok edilir. Bu şekilde silindirin ince dış tabakalarından bir tanesindeki çatlağın, diğer tabakalara doğru ilerlemesi ve camsı yapının kırılması engellenmiş olur. Venüs süngerinin oluşturduğu bu yapı, büküp kıvırsanız bile büyük bir olasılıkla kırılmayacak ve bozulmayacaktır; çünkü uyguladığınız kuvvet tutkalın içinde dağılarak yok edilecektir. Dolayısıyla süngerlerin fiberleri -cam çubukları- insan yapımı fiberlerden çok daha esnektir; hatta hiç kırmadan onlara bir düğüm atmak dahi mümkündür.134

Bazı bilim adamları süngerleri hayvan grubu içinde değerlendirirken bazıları da özel hücre grupları olarak tanımlar. Bilim adamlarını bu şekilde düşünmeye iten neden ise süngerlerin kalp, karaciğer, beyin gibi çeşitli organlara sahip olmamalarıdır. Süngerler söz konusu yapılara sahip olmamalarına rağmen, olağanüstü derecede kompleks ve farklı iskelet sistemine sahiplerdir. İşte bu özellikleriyle süngerler, Darwinistlere meydan okumakta, evrim teorisini geçersiz kılmaktadırlar. Dolayısıyla süngerler Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel canlılar değil; kendilerine has üstünlükleri olan benzersiz canlı türleridir. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz canlıların yaratılışı ile ilgili şöyle buyurmaktadır:

Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. (Şura Suresi, 29)

Okyanus Derinliklerindeki Işık Kaynakları

Derin sular, derin karanlıkların hüküm sürdüğü ortamlardır. Oraya ulaşan tek bir zerre güneş ışığı parçası bile yoktur. Ancak bu canlılar, özel yaratılışın göz kamaştırıcı bir delili olarak farklı bir kaynaktan ışıklarla donatılırlar. Derin sularda yaşayan canlılar için tek ışık kaynağı, ışık saçan organizmalardır.

Venüs süngeri de derin deniz canlıları için bir deniz altı lambası rolü üstlenmiştir. Venüs süngerinin fiber optik kablolara benzeyen cam iplikleri, insan yapımı olanlarla karşılaştırıldığında ışık iletimi açısından da çok daha üstün kalitededir. Yüce Allah’ın benzersiz aklının eseri olan bu kablolar, insan yapımı olanlardan şu temel özelliklerle ayrılır:

* Venüs süngerinin lens benzeri uzantıları vardır. Bunlar ışık toplama verimliliğini artırır. Bu da silindirik kafes şeklindeki iskeleti çevreleyen taç benzeri cam liflerden oluşan fiber optik yapıyı ışıklandırmada daha etkili hale getirir.

* Venüs süngerinin fiber kabloları ışığı çok iyi iletirler; çünkü bünyelerine sodyum iyonlarını katabilirler. Sodyum, süngerin fiberlerine müthiş bir esneklik verir ve kırılmalarını engeller. Venüs süngerinin fiber kabloları, DNA’sında şifreli olan proteinler tarafından düşük sıcaklıkta ve okyanus basıncında üretilir. Ancak suni optik fiberler, camı eritecek yüksek ısılarda yapılır ve sodyum iyonunun eklenmesi fiberlerin camsı yapılarını kaybetmelerine neden olur. Bu nedenle insan yapımı optik fiberler kırılgan ve daha az kullanışlıdır.135

Dr. Joanna Aizenberg, günümüz teknolojisinin sünger karşısındaki yetersizliğine şöyle dikkat çekmektedir:

Teknolojinin karşı karşıya kaldığı zorluklardan biri de cam yapının, optik özelliklerini geliştiren katkı maddeleriyle doldurulmasıdır. Cam fiberlerin içerisine doğanın yaptığı gibi düşük ısılarda sodyumu nasıl depolayabileceğimizi tam olarak anlayabilirsek, bütün özellikleri kontrol edebiliriz. 136

Venüs Süngeri Yüce Allah’ın Yaratma Sanatının Sayısız Örneklerinden Biridir

Bilim adamları süngerin bu dayanıklı silindirik cam kafes sisteminin ve ışıldayan fiber optik kablolarının nasıl oluştuğunu “esrarengiz bir durum” olarak ifade ederler. Evrimcilere göre bu özel dayanıklı yapının oluşumunda sözde şuursuz atomlar ve proteinler başrolü oynamıştır. Oysa ki böyle bir şey mümkün değildir. Böyle mükemmel bir sistemin çok daha basitini oluşturabilmek için uzun yıllar boyunca eğitim gören bilim adamları, karmaşık matematik hesapları içeren mühendislik tasarımları hazırlamaktadırlar. Venüs süngeri ise bu muhteşem yapıyı Yüce Allah’ın ona ilham ettiği biçimde, ilk yaratıldığı günden beri inşa etmektedir. Smithsonian Ulusal Doğal Tarih Müzesi’nden sünger uzmanı Klaus Ruetzler, cam süngerinin fiberleri için “Bu muhtemelen evrimsel bir çıkmaz.” 137 demektedir.

Süngerler, fosil kayıtlarında yarım milyar yıldan daha öncesine kadar uzanan eski ve mükemmel bir canlı grubu olarak, evrimci iddialara meydan okumaktadır. Süngerlerdeki bilim adamlarını hayranlık içinde bırakan kusursuz yapılar, Yüce Rabbimiz’in üstün yaratışının örneklerindendir. (www.yeryuzumucizesi.com)

Okyanusun Derinliklerindeki Fiber Optik Teknolojinin Bir Başka Örneği

Kök süngeri de denilen Rossella Racovitzae adlı su süngeri, insanoğlunun en yeni teknolojilerde kullandığı fiber optikten yapılmış uzantılara sahiptir. Fiber optik, ışığı iletmede çok etkili bir malzemedir. Lazer ışınlarının fiber optik kablosundan geçirilmesiyle elde edilen iletişim imkanı, normal malzemeden yapılmış kablodakilere göre çok fazladır. Öyle ki, saç teli kalınlığında 100 tane fiber optik kablonun yanyana getirilmesiyle oluşan kablo kesitinden, 40.000 ayrı ses kanalı geçirilebilmektedir.

Antarktika kıyılarının derinliklerinde yaşayan bu sünger türü, fotosentez yapabilmek için ihtiyacı olan ışığı, fiber optikten yapılmış olan diken şekilli uzantıları vesilesiyle kolayca toplamakta ve çevresi için de bir ışık kaynağı olmaktadır. Bu sayede hem kendisi hem de bu süngerin ışık toplama yeteneğinden faydalanan başka canlılar hayatta kalabilmektedir. Aynı ortamda yaşayan tek hücreli yosunlar da bu süngere yapışmakta ve yaşamaları için gereken ışığı buradan elde etmektedirler.

Antarktika kıyılarının 100 ila 200 metre derinliklerinde, kalın buz kütlelerinin altında, neredeyse zifiri karanlık denebilecek bir ortamda yaşayan bir canlı için güneş ışığını yakalamak, canlının hayatını sürdürebilmesi açısından son derece büyük bir önem taşır. Canlının bu sorunu çözebilmesi, ışığı en etkili şekilde toplayan fiber optik uzantılarla donatılmış olması sayesinde mümkün olmaktadır. Bu, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ın bu canlılara lütfu ve ikramıdır. Kuşkusuz ki Allah, Güneş’i yarattığı ve onu aydınlık ve ısı için sebep kıldığı gibi, derin denizlere de bu ışığı ulaştırmaya kadirdir. Allah’ın oradaki canlılar için farklı bir ışık kaynağı yaratmış olması aynı zamanda da, O’nun yüce sanatını daha iyi görebilmemiz ve takdir edebilmemiz içindir. Yüce Allah bir ayetinde şöyle bildirir:

De ki: “Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah’ın dışında size aydınlık verecek İlah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?” (Kassas Suresi, 71)

Bilindiği gibi fiber optik teknolojisi son yüzyılın en ileri teknolojilerinden biridir. Japon mühendisler bu teknolojiyi güneş ışığını gökdelenlerin ışık almayan bölümlerine aktarmada kullanırlar. Gökdelenlerin çatısına yerleştirilen dev mercekler, güneş ışığını fiber optik ileticilerin ucuna odaklar. Fiber iletkenler vasıtasıyla da güneş ışığı, binanın en karanlık noktalarına kadar ulaştırılır.

Yüksek teknolojiye sahip endüstrilerde imal edilen fiber optik maddesinin, derin denizlerde süngerler tarafından 800 milyon yıldan beri kullanılması bilim adamlarını da hayrete düşürmektedir. Washington Üniversitesi’nde mekanik mühendisi olan uzman Ann M. Mescher bu gerçeği şöyle ifade eder:

Bu fiberleri düşük ısılarda, böylesine eşsiz mekanik ve mükemmel optik özelliklerle üreten bir canlının var olması olağanüstü etkileyicidir. 138

Washington Üniversitesi’nde profesör ve aynı zamanda metalurji mühendisi olan Brian D. Flinn ise, bu süngerdeki üstün yapıyı şöyle tarif eder:

Bu, önümüzdeki 2 ya da 3 sene içinde (insanların) telekomünikasyona geçirecekleri türden bir şey değil, bu önümüzdeki 20 yılda ortalarda görülemeyecek bir şey. 139

Bütün bunlar bize, doğanın ve içindeki canlıların insanlar için çok sayıda örnek barındırdığını göstermektedir. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar yaratmış olan Allah, tüm bu canlıları insanların öğüt alıp düşünmeleri için çeşitli üstün özelliklerle var etmiştir. Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:

Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru. (Al-i İmran Suresi, 190-191)

Süngerlerin Savunma Sistemleri, Günümüz Tıbbına Işık Tutmaktadır

Antarktika okyanusunun derinliklerinde yaşayan birçok omurgasız hayvan yiyeceklerini, suda bulunan besinleri süzerek elde eder. Bu canlılardan olan süngerler Antarktika denizlerinde yaşayan, en büyük canlı grubudur. Süngerlerin de renkli denizyıldızları ve denizhıyarları gibi düşmanları vardır. Deniz dibinde sabit yaşayan bir canlı için bu düşmanların varlığı ciddi birer tehlike gibi görünebilir. Fakat her şeyi en mükemmel ve kusursuz şekilde yaratan Allah, muhteşem sanatını bu canlılarda da bir defa daha gözler önüne sunmaktadır. (www.biyomimetik.imanisiteler.com)

Süngerler çeşitlerine göre kendilerini düşmanlarından koruyacak çok değişik özelliklere sahiptirler. Dikenli süngerlerin, koruma olarak uzun dikenleri vardır; tehlikeyle karşılaştıklarında hemen bu dikenlerini ortaya çıkarırlar.

Süngerlerin bir bölümü ise zehirli kimyasal bileşikler üretir. Zehir, süngerlerin avcılardan korunmalarını sağlayan bir savunma aracıdır. Süngerlerin bu zehirli kimyasal salgıları, onları yalnızca avcılardan korumakla kalmaz; saldırgan kabuklu hayvanlara karşı da bir savunma oluşturmalarını sağlar.

Kırmızı, yeşil renkli süngerlerle kaktüs süngerleri, denizyıldızlarını ve diğer tehlike oluşturan hayvanları caydıracak kimyasal bir sıvı salgılarlar.140 Örneğin parlak renkli Antarktika süngeri, pigmentlerini bu tür bir savunma yöntemi olurak kullanır. Süngerlerin zehirli kimyasal bileşikler bakımından zengin olduğunu keşfeden, deniz bilimi Scripps Enstitüsü’nden Prof. John Faulkner’a, bunu nasıl keşfettiği sorulduğunda şöyle bir yanıt vermiştir:

Su altındaki kayalıklara indiğimizde, iyi korunmayan, yumuşakçalar tarafından yenmeyen canlıların, temel bir kimyasal korunma mekanizmasıyla yaşamlarını sürdürebileceklerini fark ettik. Bu organizmalar, bir kabuk ya da iğne yardımıyla ya da kaçarak korunmaya çalışmaktan çok, kendilerini kimyasal yollarla savunuyorlardı. 141

Burada kimyasal silah üreten, laboratuvarda çalışan bir bilim adamı değil, bir deniz süngeridir. Elbette hiçbir akla, şuura sahip olmayan bir canlının kendini kimyasal yolla savunmayı düşünebilmesi ve bu hedefe yönelik kimyasalları üretebilmesi mümkün değildir. O da diğer tüm canlılar gibi Yüce Rabbimiz’in ilhamıyla hareket etmektedir.

Süngerlerin Tıp Alanında Kullanımı

Süngerlerin savunma mekanizması olarak kullandıkları kimyasal silahlar, günümüzde tıp alanında birçok buluşa ışık tutmaktadır. İnsanlığın binlerce yıldır yararlandığı süngerlerin, günümüzde en önemli kullanım alanı ilaç endüstrisidir. Süngerlerin ürettiği zehirler, insan vücudundaki çeşitli sistemleri farklı şekillerde etkiler ve doğru miktarda kullanıldıklarında bu zehirler, ilaç etkisi göstererek tedavi edici özellik kazanırlar.

Yapılan araştırmalarda bir sünger türünde bulunan ve AS-2 adı verilen molekülün, kanserin ilerlemesine yol açan hücre bölünmesini engellediğine ilişkin sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar alınmış ve;

– Dysidea frondosa adlı Pasifik süngerinden elde edilen bir bileşiğin ateş düşürücü,

– Phahertis simplex adlı sünger türünün ürettiği kimyasal bileşiklerinse organ naklinden sonra vücutta ortaya çıkabilecek olumsuz tepkileri azaltıcı etkilere sahip olduğu saptanmıştır.

Süngerlerin, kalp-damar, mide-bağırsak hastalıklarını ve tümör oluşumunu engelleyen kimyasal bileşikleri ilaç yapımında kullanılmaktadır. Bakterilerle beslenen süngerlerin, bakterilere karşı çok güçlü bir bağışıklık sistemleri olduğunu fark eden bilim adamları, bu antibiyotik etkiyi insan sağlığı yararına kullanmanın yollarını da bulmuşlardır.

Süngerler, bir tür kimyasal savaş ile vücutları üzerinde omurgasızların büyümelerini engeller; parazit ve mikropları uzaklaştırırlar.142 Süngerlerin ürettikleri toksik savunma kimyasalları, aynı zamanda önemli hastalıklardan kanser, AIDS, tüberküloz, bakteriyel enfeksiyon ve kistik fibrozla savaşma potansiyeline de sahiptir. Bugün Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün süngerlerden elde ettikleri, kansere karşı etkili birçok ilaç mevcuttur.

Süngerler diğer deniz omurgasızlarına göre en doğal kimyasal kaynaklardır ve bu bileşenlerin çoğu biyoaktif özelliklere (anti-tümör, ateş düşürücü, anti-virütik ve anti-mikrobik) sahiptirler. Nitekim bilim adamları süngerlerin immüno süpresif (savunma sistemini baskılayan), anti-enflamatuar (enfeksiyon önleyici), anti-kanser, antibiyotik ve analjezik (ağrı kesici) etkisi olan maddelere sahip olmalarından dolayı, yeni ilaçların üretimi için klinik çalışmalara devam ettiklerini belirtmişlerdir. (www.guncelyorumlar.com)

Avustralya Deniz Araştırmaları Kuruluşu (AIMS) yetkilileri, süngerlerden elde edilen maddelerin sağlam hücrelere zarar vermeden, bir veya iki tip kanser hücresini yok ettiklerini açıklamışlardır. Bu kuruluşta görevli Lyndon Llewellyn, özellikle göğüs kanseri veya kan kanserine karşı potansiyel etki gösteren organizmalar belirlediklerini ifade etmiştir.143

Öte yandan “denizlerdeki mikropların yararlarının henüz keşfedilmediğine” işaret eden “National Sea Grant” adlı kuruluşun sözcüsü Linda Kupfer, eklem enflamasyonu ve kansere karşı etkili bu tür ilaçların yakında piyasaya çıkabileceğini söylemiştir. “Okyanuslardaki canlı organizmaların, milyonlarca yıldır kendilerini hastalıklardan korumak amacıyla kimyasal savunma yöntemleri kullandıklarını” belirten California Scripps Enstitüsü yetkilisi William Fenical ise, ilaç firmalarının, şimdiye kadar karada yetişen bitkilerden yararlanarak antibiyotik, ağrı kesici ve kanser ilacı ürettiklerini, ancak bu kaynakların artık tükendiğini belirtmiştir. Florida Okyanus Araştırmaları Enstitüsü’nden Shirley Pompani’ye göre ise, bir süngerin, içine giren bir parazitin hızla üreyen hücrelerini öldürmek için başvurduğu kimyasal savunma yöntemi, çok yakında insan vücudundaki kanserli hücrelerin yok edilmesinde kullanılabilecektir. 144

Çok açıktır ki bu canlı insanların hizmetine özel olarak sunulmuş ve hem kendi türünü devam ettirmesini hem de insanlığa hizmet etmesini sağlayacak özelliklerle yaratılmıştır. İşte süngerleri de diğer tüm canlılar gibi sahip oldukları mükemmel özelliklerle donatan Yüce Allah’tır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Casiye Suresi, 13)

Süngerden Hastalıklara Çözüm Arayışları

Önceleri yalnızca banyo ve mutfaklarda temizlik malzemesi, boya fırçası vs. olarak kullanılırken, süngerler bugün artık biyokimya laboratuvarlarında ve ilaç endüstrisinde önemli araştırmalara konu olmaktadır. İlaç endüstrisi yeni antibiyotikler ve kanser ilaçları geliştirme amacıyla sünger toksinleri üzerinde çalışmaktadır.

Akıl ve şuurdan yoksun bu canlıların, bilim adamlarının laboratuvarlarda uzun çalışmalarla geliştirmeye çalıştıkları ilaçları kendi vücutlarında üretmeleri, hiç şüphesiz onları, sahip oldukları mükemmel özelliklerle yaratan Yüce Rabbimiz’in üstün yaratma sanatını gözler önüne sermektedir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar. Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar. Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi? (Yasin Suresi, 71-73)

Etobur Sünger: Asbestopluma Hypogea

1994 yılında keşfedilen bir tür olan Asbestopluma hypogea isimli, boyutu başparmak tırnağından biraz daha büyük olan bu süngerin, beyaz oval vücudundan çıkan çok sayıda uzantısı vardır.

Bu uzantılar mikroskobik küçüklükte kancalı iğnelerle kaplıdır. Bu kancalı iğnelerden dolayı, süngerin vücudu ve uzantıları yapışkanlı gibidir. Av ne kadar çok kurtulmak için mücadele ederse, bu kancalara o kadar çok yapışır. Örneğin bir deniz kabuklusu yakalanır yakalanmaz süngerin hücreleri harekete geçer ve av 24 saat içinde tamamen sünger hücreleri ile kaplanmış olur.

Süngerin hücreleri et parçalarını emerek kendi sitoplazmalarına geçirirler. Yiyeceği sindirebilmeleri içinse, süngerlerin hareket etmeleri gerekmektedir.145 Hiçbir organı olmamasına rağmen, çok farklı bir yöntem kullanarak et sindirebilen 2 cm boyundaki bu canlı, Allah’ın yaratmasındaki sayısız çeşitlilikteki örneklerden sadece biridir.

Advertisements